Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Kadınlardan korkun

KADINLARIN siyasete girmesini kısıtlamak için ayırdıkları kotaları dar tutan erkekler, sezaryen ve kürtaj konularıyla rencide edilen kadın yurttaşların, demokratik haklarını kullanmak üzere harekete geçerek platform oluşturmasını herhalde endişeyle izliyorlardır...
     Yoook, bu oluşumdan herhangi bir endişe duymuyorlarsa o zaman duymalarını öneririm...
     Orta çağdan beri kadınların, toplumların hayatında önemli rolleri olduğunu da hatırlatırım. Fransız ihtilalinin "Beş dakikada Beşiktaş" hızıyla başlatılıp sonlandırılmasında ortaya çıkan kadın gücünü, Fransızlar bugün bile yadsıyamıyorlar...
     Jeanne D'arc bir kadındı ve hâlâ Fransa'nın milli kahramanlarından biri sayılır...
     Hollanda'da et fiyatlarına yapılan zam halkı rahatsız edince devreye kadınlar girdi; alışverişi durduran kadınlar sayesinde et fiyatları istenilen düzeye indirildi.
     Kurtuluş Savaşı'mızı anımsayın; kadınlarımızın kahraman ordumuza nasıl yardım ettiğini, askerlerimizle düşmana karşı mücadelede nasıl özdeşleştiklerini tarihten silip atabilir miyiz...
     Ya Amazon kadınları...
     ........................................
     Sezaryen ve kürtaj, sadece kadınları ilgilendiren bir toplumsal sağlık konusudur...
     Onu ancak kadınlar yönlendirmelidir!
     Kadının sağduyusu, aklı, gönlü, becerisi bizimkilerden hiç de geri değildir. Erkekten daha iyi düşünen, erkekten daha fazla maddi ve manevi değerlere sahip çıkan kadınlar her zaman çoğunluktadır. Bedenini, ailesini ve manevi dünyasını dikkate almakta erkeklerden de üstün meziyetlere sahip olan kadınları, onlara özgü sorun olan bu konularda serbet bırakalım ve durup dururken erkeklik taslamayalım...
     Aslında demokrasilerde bu tür konularda karar vermek erkekten önce kadına aittir...
     Toplumun maddi ve  manevi varlığı kürtajla filan zedelenmez; yasaklamalarla, insanlara insanlıkları unutturularak zedelenir...
     Kısacası, sezaryenin ve kürtajın yasaklanması, sağlık ve maneviyat bağlamında serbest bırakılmasından daha yıpratıcı sonuçlar doğurur...
     *
     BAŞBAKANIN dediği gibi insan laik olmaz; laik olması gereken sistemdir; bir de, o sistemin var ettiği devlet...
     Ulu Önder Atatürk'ün vazettiği laiklik de bu esasa dayanır...
     Bu arada söyleyim; laik devlette kimse kimseye dinsel dayatma yapamaz. Çünkü laiklikle bireyin inancı güvence altına alınmıştır ve insanlar inanç yönlendirilmelerine maruz bırakılmayı kabullenmeme hakkına sahiptir.
     Şimdiiii...
     Erdoğan'ın ilgililere verdiği "Her kamu kuruluşunda mescit açın" talimatı ne, önce biri bunu yanıtlasın...
     Mesela okullarda da mescitler açılacak mı?
     Açılırsa öğrencilerin namaz kılmaları mecburi hale getirilecek mi?
     Komik olacak ama bir diğer soru da şu:
     -Otobüs duraklarına da mescit açmayı düşünüyorlar mı?
     Konuyu kapatıyorum...
     .........................................
     Geliyorum Diyanet konusuna; ele geçirmeden önce Diyanet'de YÖK gibi, TRT gibi, birçok STK gibi AKP nazarında tu kaka sayılan, hatta yok edilmeleri düşünülen kurum ve kuruluşlardı. Ele geçirildikten sonra hepsi şakşakçı sistemin vazgeçilmezi haline getirildi.
     Bugün iktidar ve yandaşları, Diyanet'in varlığını övüyor ve ona sığınıyor...
     Düne kadar devletçi bir tutumla insanları yönlendirdiği iddia edilen Diyanet'in bugün beylerin gözdesi haline gelmesi de gösteriyor ki iktidarın her kurumda olduğu gibi Diyanet'te de kadrolaşma çalışmaları tamamlanmış durumda... 
     Adım adım dinci anlayışın egemenliğine sürükleniyoruz...
     Cami sayısının artmasına, bireyin ibadetini yapmasına kimsenin bir şey dediği yok; inanç ve ibadette herkes serbest, nitekim laiklik de bunu gerektiriyor. Ama her yere yani adım başına bir cami yapmak dinci niyetin, sistemi dinci hale getirme tezahürlerinden sadece biri değil mi!
     THY uçaklarında dinci gazetelerle tasmalı gazeteler yan yana dururken laikliği savunan AKP karşıtı gazeteler neden bulundurulmuyor sorusunun yanıtı da pişmiş kelle gibi sırıtmaktadır...   
     Mahalle baskısı...
     "Bizden, bizden değil" ayrıştırması...
     Atamalarda esas alınan eğitim kriteri olarak ön plana, ilahiyet ve imam hatip mezuniyetinin çıkarılması...
     Bunlara ne buyuracaklar...    
     Bütün bunlar dinci niyetlerin göstergesi değil mi?
     Açıkçası, kimse inançlara, dinlere, dindarlara karşı değildir; hepimiz dinciliğe karşıyız!
     Laikliğin önünü dincilikle kesmeye kalkışanlara, toplum sandıkta gereken cevabı herhalde verecektir. Bu noktada şunu da söyleyim; kadınlarımızın sağduyusuna ve gücüne güveniyorum!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.