Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

İnciler

BAŞBAKAN ne diyor:
   -Ülke olarak ileri teknolojiyi yakalayacak güce sahibiz.
   Onun için mi Göktürk-2 uydumuzu uzaya gönderemedik, bizim adımıza Çin gönderdi!?
   *
    Bu da onun lâfı:
   -İlk defa uzaya uydu gönderiyorum...
    Erdoğan kendini Çinli mi sanıyor ne?
   Gönderen biz değiliz ki, tekrarlayım, Çinli?
   *
   ODTÜ'deki protestoya ve gelişen olaylara değiniyor:
   -Kusura bakmayın biz de öğrencilik yaptık, taşla sopayla öğrencilik yapmadık.
   Doğrudur...
   Onun gençliğinde öğrencilerin demokratik hak ve özgürlüklerine iktidarlar daha saygılıydı ve kavga dövüş çıkmadı mı gösterilere müdahale etmezdi...
   Bugün en masum hak ve özgürlükler en korkunç yöntemlerle baskı altına alınıyor; insanların üzerine şiddetle gitmek, iktidara özgü yöntem oldu!
   Etki- tepki meselesi...
   Sen çocukların üzerine gazla, copla, yumrukla gidersen onlar da senin üzerine taşla, sopayla ve de lastik yakarak gelir; kimsenin eli armut toplamıyor...
   İmam hatipliler sokağa dökülse, polis aynı şiddetle üzerlerine gider mi, bir de onu sorgulamak lâzım!
   *
   Lâfı taa rektöre ve ODTÜ yönetimine kadar uzatıyor:
    -
Bu hocalar öğrencilerini böyle yetiştiriyorsa onlara yazıklar olsun, bize böyle bir hoca lâzım değil.
   Öğrencilerin çağdaş ilkeler etrafında ve laik cumhuriyeti sahiplenen, temel hak ve özgürlüklerin serbestçe kullanılabildiği bir dünyaya yönelmelerini sağlayan bilim insanları, elbet de karanlığa gidişi hızlandırmakta olan bir iktidara gerekmez ama Türkiye'ye gerekir.
   Ülkenin karanlığa sürüklenişine bugünkü gençlik de olmasa kim "Dur" diyecek hiç düşünmüyorlar...
   *
   Lâfı döndürüp dolaştırıp bakın nereye getiriyor:
    -Biz herkesin, bizim gibi düşünmesini istemiyoruz, dayatmıyoruz.
   Onun için mi onlar gibi düşünmeyen gazeteciler, siyasetçiler, bilim adamları, yazarlar, askerler Silivri Cezaevi yerleşkesinde "Darbecilikle" suçlanarak konuk (!) ediliyor.
   O yüzden mi hukukun üstünlüğü lâfta kalıyor?
   O yüzden mi savunmaya ipotek konularak ve mesnetsiz delilere sığınılarak yargı gölgeleniyor...
   O yüzden mi atamalar "Bizden- bizden değil" kıyaslaması yapılarak hayata geçiriliyor.
   Daha var ama sıralamaya kalksam bana ayrılan bu alanın hacmi yetmez!
    *
   Erdoğan'da lâf çok; işte biri daha:
   -Biz kuvvetler ayrılığını çok çok iyi biliriz, onlar kuvvetler birliğini savunurlar...
    
Onlar dediği muhalefet..
   Oysa kuvvetler ayrılığını bir araya getirip iktidarını denetlenmekten kaçırmaya çalışan Erdoğan ve AKP; denetleme meknizmasının işlemesi için kuvvetler ayrılığı ilkesinin devam etmesini savunan ise muhalefet...
   Bu gerçeği görüp de çarpıtana vah yazık!
   *
   Bazen de hafifliği sırıtan şöyle benzetmeler yapıyor:
   -Bunlar, kuvvetler ayrılığı dendiğinde hava kuvvetlerini, deniz kuvvetlerini anlarlar, bunlar bunu anlarlar..
    Vay maşallah; cidden böyle mi anlarlar... 
   Kuvvetler ayrılığından bahsedildiğinde bu ülkede herkes tek tek polisin, jandarmanın, istihbarat teşkilatının, siyasallaştırılmaya çalışılan yargının ve diğer mekanizmaların, bağlı oldukları kuvvvetlerin çerçevesinde görev yaptığını düşünür...
   O nedenle kuvvetler ayrılığına saygılı ve bağlıdırlar; ayrıca bu bağlılıkla, kuvvetler ayrılığının değerini anladıklarını da ortaya koymuş olurlar.
   Aksi olursa...
   O zaman bu sıralananları, yasama, yürütme ve yargının ayrı ayrı mekanizmaları olarak değil de, hepsini tek elde, yani tek komuta merkezinde toplayan iradenin gücü olarak kabul ederler.
   Erdoğan'ın talip olduğu galiba böyle bir oluşum!
   *
   Her konuşmasında lâfı medyaya da sokuyor:
   -Bizim, medyayla derdimiz var...
   Nedenini de söylüyor; yaptığı hayırlı işleri duyurmuyormuşuz...
   Doğrudur, kendi adıma söylüyorum; nasıl olsa o hayırlı (!) işleri yandaş medya halka, hem de abartarak duyuruyor diye düşünüyor ve duyuru taleplerine sırtımı dönüyorum...
   Demek ki yandaş yayınları da o propaganda sürecinde yeterli bulmuyorlar...
   Dolayısıyla beyefendinin asıl onlara kızması gerekmez mi!
   Peki, hangi medyaya kızıyor?
   AK Parti değil de AKP diyen medyaya ateş püskürüyor...
   Suriye diktatörüne Esed demeyen, Esad diyen gazete ve televizyonlara içerliyor...
   Yaptıkları hataları, gafları, asılsız işleri teşhir eden ve cumhuriyetin kazanımlarıyla toplumsal değerleri sahiplenen, akıl ve iz'an sahiplerinin okuduğu ve seyrettiği medyaya sık sık köpürüyor.
   Tasmalı medya dediğimiz yandaş medya, koruma kanatları altında olduğu için onlara tek kelime etmiyor.
    Saptamalarımdan biri de şu; vicdan sahibi insan üzülüyor ve Erdoğan'a gerektiği kadar yandaşlık yapamayıp dert sahibi olmasına yol açan o tasmalı medyaya kızıyor (!)
   *
   Bir önemli lâfı daha var, mealen naklediyorum:
   -Elbet de gündemi ben oluştururum. Başkalarının oluşturduğu gündeme uyarsam geride kalırım, nerede kalır benim başbakanlığım...
   Başbakanların gündem oluşturmak gibi bir görevi olduğunu yeni öğreniyorum...
   Bunu neden yaparlar?
   Gündeme düşen ve konuşulması işlerine gelmeyen konuları dikkatlerden kaçırmak için...
   Erdoğan'ın itirafından sonra söyleyecek lafım kalmadığından bu cümleyle yazımı noktalıyorum...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.