Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

İÇ HUKUK TIKANDIYSA

BURAYA yazıyorum; AKP, iktidar partisi olarak, BDP'ye ödün vermezse yaşanan siyasal kriz çözülemez..
    Parlamentoyu koşullu çözüme götürecek tek güç olan AKP; yargıyı etkileme gayretiyle oluşturduğu ucube politikayla ülkenin başına işte böyle bir dert daha açtı..    
    Kına yaksınlar..
    Ortada kendilerine beslenen güven kalmadığı gibi, ödün vermeden çözüm olasılığı da yitti gitti..
    *
    Parlamentonun çalışır hale gelmesini sağlamak görevi sadece yemin etmemekte direnenlere ait değil ki..
    Sorumluluğun önemli bölümü, yemin edenlere ait; AKP ve MHP'ye..
    Onların takınacağı tavır çok önemli!
    *
    Yemin etmemeyi milli iradeye yapılan hainlik gibi görmek mümkün değil..
    Unutulmasın; kürsüye çıkmamak ve ant içmemek de demokratik bir hak ve yöntemdir..
   Buna "Yanlış" diyenler var..
    Neden yanlış olsun..
    Siyaseti zora koşanlar, demokratik bütün olasılıkları ve bu meyanda yemin edilmemesi olasılığını daha işin başında düşünecekti.. 
    *
    Yemin etmemek milli iradeye saygısızlıkmış..
    Daha da ileri gidenler, başka suçlamalar da yapıyor..
    Hiçbiri değil..
    Halk vekillerini parlamentoya, olumsuz ve demokrasi dışı koşulları kabullenmek üzere göndermiyor ki.. 
    Aksine seçtiklerine, "Beni orada demokratik bütün argümanları kullanarak temsil edeceksin, demokrasinin ve özgürlüklerin, hak ve hukukun, anayasa ve yasaların savunucusu olacaksın, cumhuriyetin kazanımlarını başta laiklik olmak üzere, temelden sahipleneceksin" diyor..
    Milli irade olumsuzluklara ve antidemokratik anlayışlara körü körüne itaat etmek anlamı içermez...     
    Eğer bu anlayış egemen kılınırsa, ülkede demokrasi tıkanmış, özgürlükler yok edilmiş olur..
    Halk bunu ister mi! 
    *
    "Ana hedef, parlamentonun çalışmasını sağlamak olmalı" diyorsanız, amenna..
    Hedef o olmalı..
    Ancak dediğim gibi, bunu sağlamak sadece yemin etmeyenlerin değil yemin edenlerin de boynuna borçtur. 
    Sıkıntıyı ortadan kaldıracak formülü üretmek, uzlaşı için ilk adımı atmak, demokrasi ve özgürlüklere şüpheyle bakanlar kadar onları sahiplenenlerinin de görevi değil midir!
    Bu adımları atmayanların demokrasiden, hak ve hukuktan bahsederek yarım bırakılan milli irade anlayışını savunmaları, herhalde siyasal çılgınlıktan başka bir şey olmaz! 
    *
    Çoğunluk partisi olarak AKP, çözüm önerilerini CHP'den ve öteki siyasal yapılardan bekleyeceğine düşüncelerini ve çözüm formülünü ortaya getirir ve "Gelin, parlamentonun çalışmasını sağlayacak kararı alalım, birlikte anayasayı hazırlayalım, demokrasimizi ileri taşıyalım" çağrısı yapar..
    Bu yönde atılacak her adım, şaibeli hale getirilmeye çalışılan kurumları da söylentilerden uzak tutar.. 
    Öyle sanıyorum ki AKP'nin bu yönde atacağı adıma hiçbir siyasal yapı da karşı çıkmaz..
    Gözlemim şu; böyle bir demarşa ne CHP sırt çevirir, ne MHP ile BDP yani bağımsızlar..
    *
    Gelelim Haberal, Balbay ve Alan hakkındaki yargı kararlarına..
    Öyle gözüküyor ki iç hukuk yolları tamamen tıkandı; geriye uluslararası hukuk yolları kaldı..
    Bu üç vekil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne acilen başvurmalı; zira AİHM' nin vereceği karar çok farklı olabilir..
    Nitekim CHP Milletvekili Rıza Türmen eski bir AİHM yargıcı olarak bu mahkemede egemen anlayışın bu yönde olduğunu açıkladı..
    Türmen'in, o anlayışa bakarak söylediği şu; üç vekili salmak zorunda kalabiliriz..
    *
    Hatip Dicle'nin durumu çok farklı..
    KCK sanığı olarak seçilenlerinki de öyle..
    Elbet de yürekleri demokrasi ve özgürlükler için çarpan bütün insanlar, bu tür tabloların silinip yok edilmesini istiyor ve bekliyor..
    *
    Bu beklentiye cevap vermesi gerekenler ise seçip parlamentoya gönderdiklerimiz..
    Bir de, ülkeyi anarşinin, terörün, bölünmenin kucağına atmaya çalışan gözü dönmüşler..
    Onların da canavarlıktan vazgeçmesi lâzım..
    Herkes, birlikte insanca ve barış içinde yaşamaya parmak kaldırsa, ülke güzelliklerle dolup taşar..
    Evet, tek koşul parmağı kaldırmak!
    Taraflar bunu yapsa ülkede kaos filan kalmaz..
    *
    Son günlerde ekranlara çıkarak sap yeyip saman tüküren gazeteci kimlikli konuşmacılar, ehil olmadıkları yargı konusunda, ipleri daha da gerecek eleştiriler yapıyor, abuk çözüm (!) yolları gösteriyorlar..
    Siyasal arsızlıkların toplumsal barışı zedelediğini televizyon yöneticisi arkadaşlar hâlâ mı göremedi..
    Yoksa görüyorlar da domuzluklarından mı ebleh ağızlara konuşma olanağı sağlıyorlar..
    * 
    İnsanların zihinlerini bulandırmak tehlikelidir..
    Zira bulanık zihinler, kaosun çok boyutlu ve onarılamaz tahribatlara neden olacağı korkusu yaşayabilir..
    Panik diye tabir edilen bu ruh hali, sadece siyasal hayatımıza değil, sosyal ve ekonomik hayatımıza da olumsuz etkiler yapabilir..
    *
    Gün, bu yönde çok hassas olmamızı gerektiriyor..
    Anlayış uzlaşıyı, uzlaşı barışı, demokrasiyi, özgürlükleri, hak ve hukuku beraberinde getirir..
    Bu güzellikleri yük saymamak lâzım..
    *
    İyi, doğru ve güzel..
    Keşke yükümüz hep bunlar olsa..

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.