Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Hukuka saygı nerede!


    ANAYASA Mahkemesi'nin kararını beğenmeyip "Saygı duymuyorum" diyen insan, bu açıklamasıyla hukukun varlığını ve üstünlüğünü kabullenmediğini söylemiş olmaktadır.
    Bu ifadenin sahibi Başbakan ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan...
    Yani iktidarın başı... 
    Siyasal iradenin başı, AYM'ye saygı duymuyorsa etrafı da saygı duymaz...
    Mesela biri çıkıp da, "Ben Sayın Başbakanımızın aksine Anayasa Mahkemesi'ne saygı duyuyorum" dese araları derhal açılır...
    Dürüst bir açıklamanın getireceği sonuç peşinen bilindiğinden herkes susar, hukukun varlığını ve üstünlüğünü liderle birlikte reddetmeyi siyasal hayatının kazaya uğramaması için kurtuluş yolu sayar
    * * *
    Siyasetçi için liderin gözünden düşmek büyük felâkettir...
    Gözden düşüp silinen onlarca siyasetçi gördük, bugün biri dahi ortalıkta yok! 
    Lidere kayıtsız şartsız biat eden siyasetçi silinip gideceğini düşünür ve adının başına, "Hukuk düşmanı" sıfatı eklenmesine bile razı olabilir... 
    Gelinen nokta maalesef bu; siyaseti de çıfıt çarşısına çevirdiler!
    Anayasa Mahkemesi'ni kendi çizdikleri çizgilerin içine hapsetmeye kalkıyorlar. Adalet Bakanı'nın bu yöndeki beyanı, hukuku nasıl anladıklarını göstermiyor mu! 
     Şimdi bir soru; sizce AKP'de "Hukuk düşmanı" sıfatından âzade kaç vekil vardır!?
     * * *
     İktidarın evrensel hukuk normunun dışında oluşturduğu kendi hukuku ve ona dayalı yargı anlayışı, adaletin tecelli etmesini engelliyor. 
     Silivri'de görülen davaların tartışılır olması ve verilen kararlar üzerinden yargıya yapılan eleştiriler, bütünüyle AKP hukukunun evrensel hukuk ilkeleriyle bağdaşmaması yüzünden değil mi?
     Uzun tutukluluk süresi yüzünden tahliye edilmeyen MHP Milletvekili Engin Alan Paşa bırakılsaydı hakkındaki hükmün kesinleşmesine kadar yasama görevini yapıyor olacaktı. Ama AKP hukuku buna izin vermedi, Engin Paşa bu görevinden alıkondu. 
     Hangi demokrasinin hukukunda böyle engeller ve bu kadar uzun tutukluluk süresi var?
     Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin uzun tutukluluk süresini ceza diye niteleyen kararına karşılık süreyi kısalttık ve 10 yıldan 5 yıla indirdik...
     Sanki marifet yaptık...
     Demokrasiyi özümsemiş ülkelerin hukuk anlayışında, tutukluluk süresi en fazla bir yıl. Oralarda yargı siyasal baskı altında olmadığı ve yargılama mekanizmalarında da çağdaş anlayış olan "Hız" egemen kılındığı için, soruşturmalar erken bitiyor, yargılamalar hemen başlatılıyor...
     Biz hâlâ bunu yapamıyoruz...
     Nedeni malûm, bizde kuvvetler ayrılığı ortadan kaldırıldı; yasama, yürütme, yargı iktidarın eline geçti...
     Kurumlar da iktidarın vesayeti altına girince hak, hukuk ve adaletin zamanında yerli yerine oturması için süre belirlemek de yargının işi olmaktan çıktı, iktidarın işi oldu.
     * * *
     Bu oluşumun sahipleri demokrasiden bahsederken görüyorsunuz hiç utanmıyorlar...
     Şurası gerçek ki demokrasi ancak demokrat insanların elinde güzeldir...
     Lâfta demokrat olanların elinde ise o ülke, Türkiye'den farklı bir konumda olamaz, hali halimize benzer!
     Türkiye, demokrasi konusunda koalisyon hükümetleri döneminde çok yol aldı.
     Siyasal, hukuksal, sosyal ve ekonomik sorunlar hiçbir zaman bugünkü kadar büyük olmadı. Demek ki tek parti iktidarı ülkeye yaramıyor. Farkında olmalıyız artık; demokrasi ancak çok partili bir iktidar sürecinde yaşayabiliyor...
     Aksi halde yerini otoriter ve oligarşik bir anlayışa bırakıyor.
     * * *
     Yerel seçimin sonuçlarına ilişkin itirazlardan hasıl olacak sonuçların açıklanması da bitmek üzere.
     Birkaç gün sonra ülkenin gündemine başka konular yerleşecek...
     Mesela Cumhurbaşkanı seçimi...
     Bir diğer önemli konunun faizler olması muhtemel. Başbakan yüksek faizden şikayetçi; Merkez Bankası'nın oranı düşürmesini istiyor.
     Ona göre faizler düşerse yabancı yatırımcının Türkiye'ye gelme olasılığı da o kadar yükselecek...
     Erdoğan bunu söyledikten bir saat sonra dolar 2.14 TL'ye fırladı.
     Bu tür kıpırdanmalar, yabancı yatırımcı beklentimizi de hayal haline getiriyor.
     Nitekim seçime giderken Türkiye'den kaçan yabancı yatırımcılar oldu; o nedenle şu veya bu şekilde kurla oynamamak, onu etkilememek lâzım...
        Ülke gündeminde bu konular yer alınca ülkeyi saran ve "Yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, karapara aklama, ihalelere fesat karıştırma" olaylarıyla derlenip bir araya getirilen konu unutulacak mı?
     Bu mümkün değil...
     Yapılmış ve yapılacak operasyonlar ve şüpheliler, önünde sonunda yargıya düşecek...
     Haklarında fezleke hazırlanmış siyasetçiler, yasamadaki güçleri sayesinde yakalarını sıyırsalar bile, oğulları ve onların bağlantılı olduğu isimler yasadan kaçamayacak...
     Kin kusmuyorum, sadece bir hukuk devletinde olacaklardan bahsediyorum...
     * * *
     Siyasetin dışında bir konuya da değinmek isterim; Amerika Birleşik Devletleri'nde tam 62 büyük alışveriş merkezi, ekonomik sorunlarla başa çıkamayan mağazaların teker teker kapanması sonucu kullanılmaz hale gelmiş...
     Hepsinin kapısına kilit vurulmuş ve milyonlarca dolarlık yatırım çürümeye terkedilmiş...
     Bizde de böyle bir süreç yaşanabilir...
     Seçimden sonra ailece İstanbul'u gezmeye çıktık, adım başı AVM ile karşılaştık. Bir ikisine girip çıktık, mağaza sahipleri iş yapamamaktan şikâyetçi. Kapatanlar ya da kapatmayı düşünenler var. Bizdeki AVM'lerin kapısına da bir süre sonra kilit vurulursa şaşırmam...
     Koskoca Amerika'nın 62 AVM'yi yaşatamaması dikkate değerdir. O yaşatamadığına göre biz mantar gibi biten AVM'leri nasıl yaşatacağız?
     AVM'deki mağazaların pahalılığı tırmandırdığı da bir vakıa. Halkı kazıklamak suretiyle idame-i hayat için nefes alıp vermek, herhalde en rezil yaşam biçimlerinden biri olmalı!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.