Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Gelen, gideni aratır

ALDIKLARI her karar, adım adım din devletine doğru gittiklerini gösteriyor... 
    "Üç kere dört" diye anılan Malezya'dan araklama eğitim formülünü o kadar masum bir girişim olarak aktarıyorlar ki elâlem neredeyse bunların harbi dindar, karşı çıkanların hasbi zındık olduklarına hükmedecek...
    *
    Okullarda zaten din dersi yok mu...
    O derslerde öğrencilere İslâm anlatılmıyor mu...
    Kitabımız Kur'an-ı Kerim'in ve sevgili peygamberimizin anlatılması için ille de eğitim sistemini değiştirmeye ne gerek var!
    MHP'nin, cumhuriyetin ilkelerine koşut değerlendirmesini neden dikkate almıyorlar... 
    Çünkü, asıl niyetlerinin çocuklara Kuran'ı ve Peygamberimizin hayatını öğretmek değil...
    Asıl niyetleri, laik devletin yerine İran'a benzeyen yani dine dayalı bir devlet kurmak. Çocukları kullanarak onun alt yapısını hazırlamayı düşünüyorlar...
    Uzun vadeli bir hesap!
    *
    Osmanlı gibi, şeriatı kafasına göre uygulayan ve dışa çağdaş gözüken bir devleti, bugünkü laik devlet anlayışının yerine ikame etmek hevesindeler...
    Dikkat ederseniz, bütün olanın bitenin, bunu sağlamak amacıyla tezgâhlandığını görürsünüz...
    Silivri neden tıklım tıklım insan dolu...
    Cezaevlerinde gazetecilerin, yazarların, siyasetçilerin, bilim adamlarının, aydınların, öğrencilerin, değişik dünya görüşüne sahip yurttaşların ne işleri var! 
    Neden yargı hâlâ ağır aksak yürüyor, neden demir parmaklılar arkasına sokulan insanlar, yaka paça hücrelere atılıyor...
    Neden karanlığa sürüklenişe dur demek için toplanan insanların üzerine panzerler sürülüyor, bibergazı sıkılıyor... 
    Daha nice alengirli ve insanlığa yakışmayan girişimin asıl hedefi, sırf gelecek kuşakların dine dayalı devlet hayatına şimdiden intibak etmelerini sağlayacak kriterleri hazırlamak...

    Gözlerini bürüyen "Devleti bütünüyle ele geçirme" niyetinin sırıtıp durduğunu bile fark edemiyorlar...
    Onların ölçüsüne uygun dindar kitle ne kadar genişlerse, din devletine gidiş süresi de o kadar kısalır düşüncesindeler...
    Kafalarındaki bir hesap da bu!
    *
    "Laik cumhuriyet" ilkesiyle kurulan devletten, "Yarı şeriat uygulamalı" monark bir "Osmanlı devleti" yapılanmasına benzer yapılanmaya geçmek ve onu yeniden ihya etmek istiyorlar. Seçilen bu yolun çıkmaz olduğunu görmelerine rağmen o hevesi sürdürmeleri, dış güçler tarafından da desteklenince pervasızlıkları gittikçe artıyor...
    *
    Tehlike kapımızda...
    Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı Devleti'ne benzetilirse yeniden Sevr süreci yaşanabilir ve Anadolu'yu parçalara ayırıp paylaşmayı hayal eden hevesler artabilir.
    Bu tehlikenin ya varlığından haberleri yok, ya parçalanmaya rıza gösteriyorlar; ya da her vesileyle andıkları padişahların uyduruk kahramanlıklarını sahiplenerek bu tehlikeye daltaban hallerine bakmadan"Defol" diyebileceklerini sanıyorlar...
    Sanki padişahlar diyebildi de...
    *
    Sevr'den Lozan'a gelelim...
    Lozan, laik cumhuriyeti kurmak için yola çıkmış vatan evlâtlarının başarısıdır...
    Lozan yaşanmasaydı, ona dil uzatanlar bugün hâlâ Osmanlıcılık taslayabilecek ortamı bulabilecekler miydi...
    *
    "Dindar bir gençlik yetiştireceğiz" diyerek attıkları adımlar kısa düşünce "Dindar genç de çağdaş" olur demeye başladılar. Elbet de dindar olmak, çağdaş olmaya engel değil; ancak, devletin asli yapısını değiştirme kiniyle yaşayanlar, çağdaşlık iddia edemez...
    Kindar insan çağdaş olamaz... 
    Kindar insan dindar da olamaz...
    Çünkü kin besleyen, Allah'a şirk koşmuş olur...
    Kin Allah'a mahsusutur; Allah, kindar kulunu sevmez.
    *
    Erdoğan, "Üç kere dört" diye anılan araklama formülü halkın istediğini söylüyor...
    Doğru değil!
    Seçmenin yarısına yakını Erdoğan'a oy verdi ya, lâfını ona dayandırıyor...
    Oysa "Seçmenin yarısı" demek başka, "Halk" demek başka... Erdoğan'ın dilindeki "Halk istiyor" ifadesi herhalde ona göre seçmenin yüzde 49.6'sını ifade ediyor... Oysa bu rakam halkın bütünü ya da yarısı da demek değil...
    Onun için mi insanlar sokaklarda "Bu eğitim biçimini istemiyoruz" diye bağırıyor, protesto gösterileri yapıyor...
    *
    Müçtehitler diyor ki:
    -Bazı kimselerin kullandıkları samimiyetsiz yöntemlerden bir diğeri, kendileri gibi aynı yanlış tavır içerisinde olan insanların varlığını öne sürerek hatalarını makul göstermeye çalışmalarıdır. Bunlarahataları hatırlatıldığında hemen bu mazereti öne sürerek kendilerini haklı çıkarmaya çalışırlar. Bu davranışın başkaları tarafından desteklenmesi, söz konusu kişilerin savunmasının temel noktasını oluşturur. Ama aslında bu durumun, yanlış tavırlarını meşru hale getirmeyeceğini çok iyi bilirler. Ancak buna rağmen, "Bunu yapan yalnızca ben değilim ki, şu kişiler de aynı tavırları gösteriyor" ya da "Bunu herkes yapıyor, herkes yaptığımızı beğeniyor" gibi sözlerle kendilerine yöneltilen eleştiriyi geçersiz hale getirebileceklerini düşünürler. Bu yolla, karmaşa oluşturup dikkatleri kendilerinden uzaklaştırmak isterler. 
    Erdoğan ve akıl hocalarıyla partisine mensup siyasetçiler, acaba bu içtihattan paylarını alabilecek mi...
    *
    "Değiştik" diyerek iktidara geldiler...
    Değiştiklerini gördük; o kadar değiştiler ki rahmetli Erbakan'ın yanındayken edindikleri pısırıklığı yendiler ve ondan daha cesaretli adımlar atarak değiştiklerini gösterdiler. Rahmetli Erbakan, devletin niteliklerini değiştirecek ve hepimizi karanlığa mahkûm edecek adımları bunlar kadar sık, hızlı ve pervasızca atmadı.
   
Ne kadar doğru lâf; gelen gideni aratıyor!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.