Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Farz haline gelen tarz

ERDOĞAN'a "Dersim için ne dersin" diye soran olmadı ama o durup dururken konuyu ülkenin gündemine taşıdı. Niyeti ne onu bilemem... 
Konuya ilişkin söylediği onlarca cümle, gerçekleri günümüze yansıtmaktan çok uzak. Belge diye gösterdikleri de-tarihi kaynaklara bakıldığında- gerçeğe ne uygun, ne de yakın!
*
Dersim olayı, bir isyandır ve başlama noktası taa Osmanlı dönemine dayanmaktadır. 
Dolayısıyla AKP lideri, olayın failleri diye cumhuriyet döneminin insanlarını suçlayamaz. İlle de birilerini suçlayacaksa, sinsice yerleştirilmeye çalışılan "Yeni Osmanlıcılık" sürecine de karşı çıkarak bu tür ayaklanmalara bastıramamak suretiyle imkân tanıdıkları için Osmanlı padişahlarını, sadrazamlarını, saraya mensup yalaka aydınları işaret etmelidir.
Eğer günümüzde birileri Dersim'in hesabını verecekse, o hesap da öncelikle Abdülmecit'in 150' nci doğum yıldönümünü kutlayacak kadar cumhuriyetten kopuk olanlardan sorulmalıdır. 
AKP ve lideri, bu gerçekten kaçabileceklerini mi sanıyor.
*
Dersim neden gündeme taşındı sorusuna Erdoğan,"Konuya ilgi duymamız, polemik yapmak niyeti taşımıyor" mealinde bir yanıt vererek açıklık getirmeye çalıştı. "Peki neden" diye sorulacağını düşünmemiş olmalı ki, bu kapıyı kapamayı unuttu...
Tarihi sorgulamak ve geçmişimizle yüzleşmek noktasındaysak o zaman çok geriye, taa bin beş yüzlü- bin altı yüzlü yıllara "Celali İsyanları"na kadar gitmek, imparatorluk sürecinde ortaya çıkan isyanlarla benzer ayaklanmaları sorgulayıp bedelini kimlere yükleyeceksek yüklemek zorundayız. 
O süreçte, dinle siyaseti el ele tutuşturan ve "Yeni Osmanlıcılık" cereyanının hayat bulmasına olanak hazırlayan AKP'nin ipi çekilirse, günahı vebali liderinin boynuna...
O zaman Dersim'in faturasını CHP'ye kesme gayreti yön değiştirmiş ve faturanın AKP'ye kesilmesi de kaçınılmaz hale gelmiş olur...
Başbakan yaşanmış olayları kurcalamayı bıraksın ve bir an önce, polemik yapmayı tarz ve farz saymaktan kurtulsun. Zira bu gidişle bir gün, tarihi gerçeklerin altında iyice sıkışıp kalacak!
*
Dersim olayının dibinde Ermeni ayaklanması da yatıyor. Seyit Rıza adındaki asinin sadece aşiretini değil, bölgedeki Ermeni varlığını da kalkışmaya ortak ettiği tarihen sabit. Bu bilgi, hem bizim arşivimizde var, hem yabancı ülkelerin arşivlerinde. Merhum Necip Fazıl'ın "Din mazlumları" saptaması da gerçekten uzak iddiadır ve sadece konunun istismar edilmesi noktasından dikkat çekmektedir. Kısakürek şayet "Ermeniler"den bahsetseydi, kendi adına dinsel yatırım yapma olanağını elde edememiş ve -o güne göre- bazı odaklara mesaj verememiş olurdu...
Dersim gerçeği bu nedenle, salt Necip Fazıl üstadın cümleleriyle değerlendirilemez. Unutulmasın ki tarihi gerçekleri görmek istemeyen görmez; bunlara, gerçekleri gösterseniz de bakar kör numarası yaparlar ya da o ayağa yatarlar.
*
Erdoğan bir rapordan bahsediyor; raporu kim hazırlamış belli değil, dolayısıyla varlığı da kuşkulu. Konuya ilişkin olarak partisinin grup toplantısında konuşurken bundan da bahseden AKP liderine göre raporda gerekçe olarak şu cümleler yer almış: 
-Dersim, Türkiye için cehalet, maişet darlığı, dahili ve harici tesvilat (Kötü bir şeyi güzel göstererek aldatma)ve Kürtlük temayülatı ile bulaşmış, tehlikeli bir çıbandır. Bu çıbanın kat’i bir ameliyeye tabi tutulması lazımdır. Bunun için evvela silah toplamak, badehu, ardından ıslahat yapmak icap eder." 
Şurası bir gerçek ki imparatorluk döneminden miras kalan ayaklanma kültürü, milli mücadele sürecinde unutulmuş gibi olsa da cumhuriyetin ilanıyla birlikte yeniden alevlendi; nitekim bu ifade onu gösteriyor...
Peki bu gerçek karşısında 1935 yılında, yani ulu önder Atatürk sağ iken Tunceli ilimizle ilgili olarak çıkarılan yasayla daha sonraki yıllarda ayaklanma senaryosuna karşı yaptırımlar uygulanması, neden salt insani yönden değerlendiriliyor da bir milletin bekası gibi, milli bir değere açılan pencereden seyredilmiyor...
Sırf Atatürk aleyhtarlığı yapmak ve merhumun üzerinden CHP'ye yüklenmek için mi! 
*
1939, İkinci Dünya Savaşı dönemidir...
Yani kritik yıllar...
Ata'mızı 1938'de yitirdik; cumhuriyet sürecindeki ilk Dersim ayaklanması 1937'de. Devlet ve hükümet bölgedeki hassasiyeti bildiği ve yabancılar tarafından yaranın kaşınacağını düşündüğünden, önlem olarak yasa çıkarmış. Yasayla bölgedeki devlet güçleri uyanık, güçlü ve hassas duruma getirilmiş...
Şimdi soruyorum; siz olsaydınız ayaklanan asiler karakollarımıza saldırıp memurlarımızı ve askerlerimizi katledince ve kürtçü bir devlet yapısı oluşturma hevesiyle ortalığı kan gölüne çevirince ne yapardınız; oturduğunuz yerden olanı biteni mi seyrederdiniz, yoksa silahınızı alıp kalkışmayı mı engellerdiniz...
14 yaşındaki genç bir devletin gücünü göstermez miydiniz?
Yapılan işte budur!!!
............................................
Peki, bugün ne yapıyorsunuz?
Yarın birileri sizden PK' yı hedef alan harekâtların, bombardımanların, boşaltılan köylerin, "Düşünce özgürlüğünü ve siyaset yapma hakkını gasp ettiniz" diyerek KCK tutuklamalarının hesabını sorarsa...
Ne yaparsınız, kendinizi neyle savunursunuz; daha önemlisi söyleyin bakalım, bunu ister misiniz? 
Ah AKP vah AKP, Ah Erdoğan vah Erdoğan... 
*
Bence konu kapanmıştır...
Gandi Kemal'in dediği gibi Erdoğan, kin ve nefret uyandıracak iddialarla kaygı verici bir tavır üstlenmiş olmaktadır. Farz haline getirdiği bu tarz siyasetten mutlaka vazgeçmelidir. 
Dersim'e ilişkin kaynakların tartışmalı olduğu da biliniyor. Bu kaynaklara dayanarak tarih sorgulanamaz; keza dönemin insanları da, sonra gelenler de...
Bugün etnik ayrışma peşinde koşanlar varken gündeme mezhep farklılığını taşımak da yanlış atılan adımdır. Ne acı ki bunu yine Erdoğan ve partisi yapıyor. Bu ülkede milli birlik ve bütünlük, kardeşlik ve kader ortaklığı bu durumda tahrip olmaz mı, olmuyor mu, yapanlara yakışıyor mu!
Hükmü, milletimizin takdirine bırakıyorum! 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.