Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Düşlerin nikahı

İKİSİNİN de farklı hayali vardı...
Biri "Yeni Osmanlı" hayali kuruyordu, diğeri "Büyük Kürdistan"...
Düşlerinde de hep bunları görüyorlardı...
On yıl kapıştılar, didiştiler...
Onbirinci yılda yorulup buluştular...
Düşleri nikâhlandı anlayacağınız...
"Ortaya ne çıktı" diye soracaksınız mutlaka...
Yarısına birinin, diğer yarısına ötekinin hükmedeceği dinsel objesi bol bir hilkat garibesi...
"Âkil adamlar" işte o ucubeye hayat verecek!
* * *
İstanbul Milletvekili Celâl Adan, doğma büyüme milliyetçi...
Çocukken ne olacağını soran büyüklerine hep, "Milliyetçi ülkücü olacağım" diye yanıt verdiği anlatılır... 
Bunu, Allah selâmet versin bir ülkü devi olan Aydın Esi'den duymuştum...
Yalnız Adan, hayatında tek hata yaptı, gitti Tansu Çiller'in dizinin dibinde yer aldı ve Meclis'e oradan katıldı...
DYP kıymetini kadrini bildi mi; ne gezer...
Bugün MHP'de; baba kucağında siyaset yapıyor...
"Âkil adamlar" konusunda ilginç bir açıklaması var; diyor ki:
-Âkil adamlar, eşkıya başının talebidir...
Kainat nihayet, önerinin İmralı dan geldiğini öğrendi...
Dünya da, demokraside yeri olmayan bir kurumla tanışmış oldu.
* * *
Ne garip; teröristle bir çuvala girmeyi demokrasi saydık...
Elâlem ne der diye düşünmedik...
İnsanlar, bir çuvala girmeyi demokrasinin gereği saydığımız için de kim bilir bize nereleriyle gülüyordur!
* * * 
Bu gelişmeye bir de yorum eklemiş Celâl Adan; okuyun ve ister katılın, ister katılmayın; diyor ki:
-Tek parti yönetimi, bir diktatorya uygulanmaktadır. Faşist bir yönetimle Türkiye karşı karşıyadır...
Söylediği aynen bu; ne olur, ne olmaz diyerek bu yoruma virgül dahi eklemiyorum. 
* * *
Ortaya çıkan ve düşlerin nikâhlanmasıyla oluşan sürece toz kondurmayanlar var ya, âkil adamlar filan, bundan sonra PKK için"Terör Örgütü" diyemeyecek.
Dünya da susacak...
Çünküüü... 
El sıkışıldı, ortaklık başladı ve PKK'ya meşruiyet kazandırıldı...
O yolu açan siyasal iradeye inşallah hayırlı olur, uğurlu gelir...
 
"Bu dansı bana lûtfeder misiniz?"
 
HUKUK, pazarlık konusu olamaz...
Bunu hep söyledim...
Oysa siyasal irade onbir yıldan beri, hukuk, yargı ve adalet konularında pazarlık yapılmasına yol açan tavrını hiç bozmadı...
Referandum sürecini hatırlayın...
Geldik günümüze; bu defa İmralı ile pazarlık yapıldı...
* * *
Attılar tuttular, "Yok, yapılmadı, yapıldığını söyleyen ispat etmek zorunda, ispat edemeyen şerefsizdir" filan dediler ama gördük vehbinin kerrâkesini (x); bu lâf salatasının hiçbir değer ifade etmediği de ortaya çıktı...
Dediler ki:
-Hükümet caniyle pazarlık yapmaz...
Sorduk; peki yapan kim?
Cevap verdiler:
-Devlet...
İşte böyle, arada bir topu taca atarak tempoyu ağırlaştırmaya çalıştılar...
Sonuç meydanda!
* * *
İmralı, ipten dönmüş bir caninin artık kod adıdır ve ağırlaştırılmış müebbete mahkûm birine aittir...
Onunla ancak siyasal irade pazarlık yapabilir, dans edebilir, bugünkü gibi koluna da girebilir...
Nitekim hepsini yaptılar, yapmayı da sürdürüyorlar...
* * *
Hatırlatayım, devlet bunlardan birini bile yapamaz!
Kimse de devlete bunları yaptıramaz!
Yoksa devleti, kurumlarıyla ve ona hayat veren çalışlanlarıyla siyasete âlet etmek suç değil mi!?
* * *
Siyasal irade, bir grup insanın iradesidir; fakat devletin iradesi öyle mi?
Yanlış lokasyonlarla irade kargaşası yaratarak sürece katkı sağlamak, akıntıya karşı kürek çekmekten farksızdır!
Milli iradenin beşiği olan Meclis te terör örgütüyle iş birliğini pekiştirip meşru hale getirecek girişimleri önce engelleyen siyasal irade sonra o çıkışını unuttu, bu defa pazarlığın boyutuna uygun bir komisyon kurdurmaya kalktı...
Amaç, adına barış dedikleri duraksamayı bir an önce meşru hale getirmek...
Kuracakları komisyonda göreceksiniz hukuk, AKP ile BDP arasında pazarlık konusu olacak ve nokta, BDP'nin istekleri kabul edildikten sonra konacak...
* * *
Gelelim, İmralı kod adlı caniyle hempalarına meşruiyet kazandırmak peşinde koşan siyasal iradenin, sürecin tuzu biberi olacak girişimine...
CHP ve MHP, kurulması düşünülen komisyonun oluşmasına katılmayacaklarını kesin bir ifadeyle belirterek milli iradenin, hukukun ve devletin mehabetini, yani büyüklüğünü, yüceliğini ve bölünmez bütünlüğünü korumaya kararlı olduklarını gösterdiler...
Öyle anlaşılıyor ki iki muhalefet partisi de çarpıklık ve hukuksuzluk dolu bir süreci paylaşmamakta kararlı.
Ekliyorum; bu aşamada hiç endişe duymuyorum...
Zira tarih, kimi nasıl yazacağını bilir, kimden hesap sorulacağını da işaret eder!
* * *
(x) Kerrâke, ince softan üretilmiş hafif ve dar bir üstlük. Osmanlı döneminde ilmiyeye dahil olanlar tarafından giyilirdi. Divan Edebiyatı şairlerinden olan Sümbülzâde Vehbi Efendi bir gün kerrâkesini bulamayınca alel acele karısının feracesini sırtına vurup sokağa çıkmış. Görenler de birbirlerine "Anlaşıldı Vehbi'nin kerrakesi / züğürtlükten cübbe oldu karısının feracesi"demiş. Bu lâf da günümüze kadar gelmiş.
Kaçakçılık serbest mi!
 
İKİNCİ Uludere olayına dikkatinizi çekerim...
Kaçakçılarla teröristlerin birlikte kullandığı Uludere kırsalındaki Andaç Köyü'nden başlayan ve Kuzey Irak'a uzanan yol, artık serbest geliş gidiş yolu oldu...
Giden ve dönüşlerinde devriye gezen askerler tarafından bu yolda yakalanan yüzden fazla kaçakçı, 5067 sayılı Kaçakçılık Yasası'na göre takibata uğrayacağı yerde serbest bırakıldı...
120 katır yüküyle sınırı geçerek gelen kaçakçılar arasında PKK mensupları var mıydı, bilinmiyor.
Soran olmadığı için yanıtı da yok...
* * *
Yakalananlar direnince Şırnak Vali Yardımcısı, 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral ve Şırnak İl Genel Meclisi'nin BDP'li üyeleri araya girdi, kaçak akaryakıt getirenleri mallarıyla "Hadi bakalım, evlerinize gidin" diyerek uğurladılar...
Takibat, makibat hak getire...
Hukuk mu dediniz?
Görün hukuku; nasıl bir şeymiş anlayın!
"Barış süreci" baklavadan, hatta baldan da tatlı çıktı anlayacağınız...
* * *
DERKENAR: Bu kararlarıyla kaçakçılığı serbest bırakan ve meşru kılan Vali Yardımcısı ile Tümen Komutanı'nın adını bilhassa yazmıyorum. Nasıl olsa tarih onları isimleriyle kaydedecektir. Hem de, Tayyip Bey ve arkadaşlarını kaydettiği sayfanın bir kenarına!
 
Galiba bin pişman
 
ERDOĞAN, İstanbul âşığı. Bu zaten, Ankara'yı yavaş yavaş İstanbul'a taşıyarak ülkenin başkentini değiştirmek gayretlerinden de anlaşılıyor...
Taşınmaya finans kurumlarından başladılar...
Sırada hangi kurumlar var göreceğiz...
* * *
"Torunlar orada, onları özlüyorum" meali sözleriyle bir ayağının İstanbul'da olmasının nedenini söyleyen Başbakan'ın hayatının büyük kısmı İstanbul'daki çalışma ofisinde geçiyor. Ankara'daki ofisi de bu yüzden çoğu zaman mahzun kalıyor...
İstanbul aşkı, kentsel dönüşüm rüzgârını fırtınaya çevirdi. İş makineleri kentin eskimiş semtlerini hallaç pamuğu gibi atmaya başladı... Artık binalar yıkılıyor; yerlerine yeni binaların inşa edilme hazırlıkları yapılıyor...
* * *
Başbakan'ın iki tavrına aklım ermedi...
Birincisi "İstanbul'u betonlaşmadan kurtarmak lazım" dedikten sonra yeni binalar yapma girişimine start vermesi; diğeri ise kent nüfusunun 8.5 milyon kişiden 17.5 milyon kişiye ulaşmasını çarpık büyüme sayması...
Bu iki olumsuzluk da İstanbul'a beyefendinin belediye başkanlığı döneminde ve hızlı biçimde musallat edilmedi mi?
Betonlaşma da Erdoğan'ın döneminde hızlandı, nüfus artışı da...
Açtığı o kapılardan heybesini sırtına vuran herkes İstanbul'a sellem selam girdi...
Girmekle kalmadı, hepsi yandaş haline getirildi...
Bugün, yüzlerce müteahhit arasında iktidara yandaş olmayan bir müteahhit gösterebilirler mi!?
Erdoğan, yarattığı bu tablodan bugün neden şikâyet ediyor anlayamıyorum!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.