Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Dalgalarını geçiyorlar

2050 yılında 10 zengin ülkeden biri olacağımızı söylüyorlar, inanmayın; bu söylem ağzımıza çalınan bir parmak baldır. 
Ya da gözümüze çekilen pembe bir perde...
O güne yürüyen Türkiye'de seyrettiğimiz bugünkü yoksulluk neyin nesi...
Önümüzde 38 yıl var; geçen 38 yılda sanki çok yol aldık da gelecek 38 yılda da o kadar yol alıp on zengin ülkeden biri olacağız...
Uyutuyorlar bizi... 
Avutuyorlar bizi...
Dalgalarını geçiyorlar!
.................................................
Büyüme hızımız 7 civarında; hedef 8 olarak saptanmıştı, şu anda o da aşılmış, hız 8.2 yani yüzde 9'a gidiyor...
Acele etmeyin; zil takarak sevinçten göbek atıp oynamaya başlarsanız yanlış yaparsınız. O büyüme hızının vatandaşa yansıyacağını da zannetmeyin, yanılırsınız...
"Ekonomi büyüyor" diyenler yanıt vermiyor, bari siz söyleyin; büyüdüğü ileri sürülen ekonominin katma değerinden payınıza bugüne kadar ne düştü...
Lâfta kalan refahın kırıntısı cebinize "Yansıdı mı, yansımadı mı" siz ona bakın...
"2050'de on zengin ülkeden biri değil, bir avuç zengini daha zengin kılınmış on ülkeden biri olacaksınız" deselerdi daha doğru ve gerçekçi yaklaşımda bulunmuş olurlardı...
Uygulanan ekonomik modele fazla lâf edecek değilim; lâfım o modeli maymuna çevirenlere. Ekonominin kaymağını zenginlere, daha zengin hale gelsinler diye sunan siyasal anlayışa...
Siyasal tarihimize bakıyoruz; ilk kez Demokrat Parti iktidarı döneminde hayata geçirilen ve ANAP iktidarıyla sürdürülen "Zengin yandaş" yaratma siyaseti, on yıldan beri yeniden ve pervasızca uygulanıyor. Akla hayale gelmeyecek işlerin ve dümenden uygulamaların rahatça yapıldığı Türkiye, altını çizerek söylüyorum bu gidişle 38 yıl sonra elbet de zengini en zengin insanlar ülkesine dönecektir. 
Ona şüphe yok! 
.................................................
Bu iktidar her şeye muktedir de neden kayıtsız ekonomiyi kayıt altına alma gücüne sahip değil...
"Ekonominin güçlü hale gelmesi, katma değer kaybının önlenmesi ve vergi gelirlerinin artması için kayıt dışı ekonomiye son verin" diyenler olduğunda hemen sağır ve dilsiz ayağına yatıyorlar:
-eeee bebebe eee... 
Bu anlayışla mı 2050 yılında en zengin on ülkenin bırakınız üst sıralarında, en alt sırasında olacağız. Diyelim ki olduk; 100 milyon nüfusa ulaşacak ülkemizde refah tabana yayılacak mı, yüzde kaçımız en zengin ülkenin zengin bireyleri haline geleceğiz...
Kestiremezsiniz tabii...
Kestirebilmeniz için, bugünkü iktidarın ekonomiyi berbat eden anlayışının külliyen yok olması ve yerini, bireyi değil toplumu kayıran ekonomiyi egemen kılacak anlayışa terk etmesi gerekecek...
O yönde hiçbir işaret yok... 
O nedenle söylüyorum; 2050 yılında on zengin ülkeden biri olmaya koşmuyor, zengini daha zengin kılınmış bir ülke olmaya doğru sürükleniyoruz!
*
"TUTUKLULUK süresini azaltacak yasa çıkarın" diyoruz. Adalet Bakanı'nın yanıtı hazır:
-Arzu etmediğimiz sorunlarla karşılaşırız...
Neymiş o sorunlar?
-Asker ve polis katilleri, tecavüzcüler, çocuk tâcizcileri de dışarı çıkar...
"Madem böyle bir tehlike var, o zaman dokunmayın tutukluluk süresine" diyeceğimizi sanıyorlar...
Delilleri karartma olanağı olmayan, tıpış tıpış gelip ilgili makamlara teslim olarak kaçmayı düşünmediğini gösteren ve hem sağlık sorunlarıyla, hem geçim derdiyle boğuşan insanları sırf bu bahaneyle içeride tutan anlayışı, af buyursunlar "Hastalıklı anlayış" sayıyorum...
Hatta, delilik alâmeti...
Yasama görevi yapanlar, asker ve polis katilleriyle, tecavüzcüleri ve tâcizcileri, dışarı çıkması sakıncalı daha başka kimler varsa hepsini, yasanın dışına taşıma kuvvet ve kudretine sahip değil mi...
İnsanlara sudan bahanelerle, hem de suçlu olup olmadıkları saptanmamışken çektirilen ıstırap ve yapılan işkence, birbiriyle hak ve hukuktan bahsetme yarışına kalkışan ne iktidara, ne muhalefete yakışıyor.
İkisi de Meclis te; ikisinin de yasama gücü var... 
Şike rezaletinde buluştukları gibi, tutukluluk süresinin kısaltılmasında da buluşamazlar mı?
İktidar, her işini AB normlarına endekslemeye alışmışken, tutukluluk süresini yüksek bulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin öngörüsünü, yani "Tutukluluk sürelerini kısaltın ve şeklini yeniden düzenleyin" çağrısını, neden ve hangi akla hizmet göz ve kulak ardı ediyor...
Demek ki "AB normlardan birini ipler, ötekini iplemezsen onlar da seni iplemez" diye düşünemiyorlar!
...........................................
Tutukluluk süresinin cezaya dönüşmesine göz yummak, "İleri demokrasi, geniş özgürlükler, hak ve hukuk, katılımcı demokrasi, şeffaf bilmem ne..." diyerek çağdaşlaşma sürecinden bahseden AKP iktidarına da, çok başlı muhalefete de yakışmıyor...
İkisinin de Türkiye'yi yakışıksız hale getirmeye ve lekelemeye hakkı YOK!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.