Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Buna ne denir!

YENİ anayasaya ilişkin çalışmalar durdu mu yoksa ilerliyor mu, sağlıklı bir açıklama yok. Kurulan komisyonu yöneten Meclis Başkanı Cemil Çiçek hâlâ kapalı kutu. Meseleyi, yuvarlak laflarla değerlendirmeyi sürdürüyor; tek gelişme bu...
   Çalışmaların neden hız kestiğini bilemiyorum. Her halde muhalefet partilerinden itirazlar geliyor ki AKP, ihtiyati tedbir olarak bir anayasa taslağı üzerinde çalışmayı ilerletti...
   *

  Bu çalışmalarda ortaya çıkan itirazlara koşut görüşler yavaş yavaş netlik kazanıyor; sadece görüşler değil kararlar da.. 
  
Adalet Bakanı'nın dördüncü yargı paketine ilişkin hazırlıklardan bahsettiği sırada gündeme Yargıtay'ın ve Danıştay'ın kaldırılacağı, bu yüksek mahkemelerin yerine "Temyiz Mahkemesi" kurulacağı haberi düştü... 
  Bu değişikliğin altında yatan temel neden, öyle sanıyorum ki iki üst kurumu tek elde toplamak...
  Bu suretle yargı erki, siyasal irade tarafından ele geçirilmiş olacak...   
  *
  Anayasa Mahkemesi'inde düşünülen değişiklik de hayli manidar...
  Mahkemenin 8 üyesini "Başkan" seçecek; başkan dedikleri de Barack Obama değil, o makama gelmeye hazırlananRecep Tayyip Erdoğan...
  Aynı mahkemenin 9 üyesinin Meclis, 7 üyesinin de YÖK tarafından seçilmesi öngörülüyor... 
YÖK, akademisyen üyeleri saptayacak...
  *
  AKP'nin bu konudaki çalışmasında bir başka gelişme de HSYK'ya ilişkin. 12 Eylül referandumuyla şekli şemaili değiştirilen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bir kez daha değişime uğruyor...
  Kurul 22 üyeli olacak; Adalet Bakanı ile Müsteşarın üyelikleri sürecek ve üç ayaklı hale getirilecek; Hakimler ayağı, Savcılar ayağı ve Disiplin ayağı... 
  22 üyenin 7'si yine "Başkan"ın yani Recep Tayyip Bey'in seçimine bırakılıyor; o, kimleri uygun görürse onları üye yapacak. 7 üyeyi Meclis seçecek, geri kalan 8 üyeyi ise HSYK saptayacak...   
  Şayet hazırlanan bu değişiklik hayata geçirilirse Erdoğan'ın önerdiği kuvvetler ayrılığının tek elde toplanması koşulu hayal olmaktan çıkacak...
  Yargı mekanizması da neredeyse bütünüyle siyasal erkin güdümüne girecek...
  O erkin başında da Erdoğan olacak...
 
  Olası piramit böyle...
  *

  Başkan geleneği yerleşir ve AKP'nin bu çalışmaları hayata geçerse ortaya çıkacak durumun-sistemin- adı ne olacak, onu da düşünün...
  Her türlü gelişme yaşanabilir...
  Zira, siyasal literatürde başkan demek, tek adam demek...
  Başkan demek, ben ne dersem o olur demek...
  Demokrasisi tükenmiş ve karanlıklara sürüklenmiş ülkelerde ise başkan demek diktatör demek!
  Başkan sözcüğü bakalım bizde hangi anlama gelecek!

                                                        * * *
  ÖNÜMÜZDE yerel seçim var; ardından da belki referandum gelecek. 

  Zira AKP'nin yasamadaki sayısal gücü anayasayı parlamentodan geçirmeye yetmiyor. 330 ve üstü üyeye sahip olması lâzım, o da şimdilik yok.
  Ya meşru bir ortak -mesela BDP- bulunacak ya da vaktiyle yapıldığı gibi, muhalefetten üç beş isim transfer edilecek.Bunlar sağlanamazsa ver elini referandum, anayasa halkın oyuna sunulacak...
  *
  "Vaktiyle yapıldı" diyorum ya, siz de anımsayacaksınız, rahmetli Bülent Ecevit döneminde -tarih 1978- 11 Adalet Partili vekil -aralarında Tuncay Mataracı da vardı- transfer edilince düğüm çözüldü ve Ecevit Demirel'i başbakanlıktan düşürerek yeni hükûmeti, yaptığı o transferler sayesinde kurdu; hepsine de birer bakanlık verdi.
  Benzer bir gelişme, bu dönemde de yaşanabilir...
  AKP, CHP'de izlenen bölgesel politikalardan memnun olmayan güneydoğulu vekillere kanca atabilir...
  Ya da BDP'yi, kullanılabilecek oy deposu sayarak yanına çekmeye çalışır...
  Her iki konuda da sinsi çalışmalar yapıldığına dair yığınla söylenti var; ateş olmayan yerden duman çıkmayacağına göre döndürülen lâflarda gerçek payı olduğunu da düşünmek lâzım...
  *
  Demek ki sandık birçok kere önümüze gelecek...
  Sandık, demokrasinin simgelerinden biridir; halkın önüne konuyorsa demokrasi var demektir. Bu arada bir de kayıt düşeyim; sandıktan nasıl bir demokrasinin çıktığı tartışma konusu da olabilir.  Bu olasılığın da sandıkla geldiği unutulmamalıdır.
  *
  Projektörlerimizi öncelikle yerel yönetimlere talip olacak isimlere tutacağız...
  Zira ilk sandık, yerel seçim için önümüze konulacak...
  Çağrıda bulunuyorum; uzun bir zamandan beri görevde olan siyasetçileri mal beyanında bulunmaya çağırıyorum...
  Nasıl geldiler, nasıl gidiyorlar, halk mutlaka öğrenmelidir.
  Servetleri neydi, ne oldu, ortaya dökülmelidir.
  "Şeffaf siyaset, şeffaf iktidar, şeffaf muhalefet, şeffaf ihale" filan gibi söylemlerle siyaset yapanların bu açıklıktan -şeffaflıktan- kaçmayacağını umut ederim...
  Temennim bu yönde...
  *
  İlk kez göreve talip olacaklar da mal beyanında bulunmalı ki, ileride yani gidişlerinde servet sahibi olarak hangi noktaya ya da çizgiye ulaşmışlar, kolayca görülsün...
  Her siyasetçi kıyaslamalı servet beyanında bulunmalı...
  Kamu görevi yapan insanlar için, mal beyanının yasal zorunluk olduğunu biliyoruz. Beyanlarını halka duyurmak mecburiyeti olmadığını da biliyoruz; aslında lâfı, yönetimdeki insanları şeffaf olmaya yönlendirmek için dolaştırıp duruyorum...
  Siyasetçi, yasal zorunluk olmasa da kıyaslamalı servet beyanında bulunmalı ve açıklamalı...
  Meşru olmayan değerler elde eden belki bunu yapamaz ama saçı bitmemiş yetimin hakkını gözeten, seve seve yapar...
  *
  Saydamlıktan yana olanlar bu çağrımı herhalde yadırgamayacaktır...
  Mal beyanını gizlemekten yana olanlar ne düşünür, bilemem...
  Yalnız şunu hatırlatmak isterim; gizlilikten yana olanlar hakkında kuşku duymak, her yurttaşın  doğal ve demokratik hakkıdır!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.