Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Basın ve bakan

TÜRKİYE'de her kurum ve kuruluş, hatta her yurttaş AKP'nin geçerli kıldığı statüko gereği, iktidarın vesayeti altında yaşamak zorunda...
    Demokrasi, özgürlükler, yasalar, yönetmelikler, hukuk, yargı, eğitim, sağlık, hatta futbol ve aklınıza ne gelirse hepsi, evrensel kriterlere değil, AKP'nin Erdoğan tarafından vazedilen kriterlerine tâbidir. 
    Bu durumun ne anlama geldiğini herhalde biliyorsunuz...
    Canım Türkiye, "Çağı yakalayım" diyordu, gerisine düşürüldü; karanlığa itiliyor!
    *
    Basın da AKP'nin vesayeti altında...
    Erdoğan basına yansız, tarafsız ve ilkeli olma öğüdü verirken "Bir kısım basın" diyerek hedef haline getirdiği muhalif gazetecileri yine ayrıştırmacılık içgüdüsüyle karalayıp çizginin ötesine itti. Beri yandaki gazeteciler ise yandaşlık ve yalakalıktan sınıfı geçtikleri için AKP liderinden kocaman alkış aldı.
    On sene öncesine bakın...
    Gazeteciler arasında görüş ayrılığı varken bile ayrışma, ayrıştırma yoktu; bugün her kesimde olduğu gibi basında da insanlar birbirine domuz bıçağa bakar gibi bakıyor; çünkü herkes gibi gazeteciler de ayrışma yolunda...
    Hasıl olan ve basına da yansıyan bu toplumsal husumetin mimarı acaba kim!
    *
    97 gazetecinin hapiste olduğu bir ülkede basından sorumlu bakan, asli görevini bırakır, siyasal yatırım uğruna, devletin resmi dilinin yanına dil eklemeye kalkışan güruha hak verirse, gazetecilerin basın hürriyetinden doğan haklarını unutur, konuşmaz...
    Anımsamaz da!    
    İktidarın borazanı haline gelen TRT'nin başındaki zatla, Atatürk'ün "Kesinlikle yansız ve dürüst habercilik yapın" diyerek kurdurduğu AA'yı AKP'nin propaganda afişlerinin asıldığı bilbord haline getiren yandaş birini, Türk Basını'nın temsilcileri sayan bakan, asli görevinin dışına çıkıp yurttaşları "Bir lisan, bir insan" afyonuyla Kürtçe öğrenmeye teşvik etmeyi görev edinmişse, istediğiniz kadar "Devletin resmi dili Türkçe" diye yırtının, nafile...
    Hem bu bakan, hem yanındaki benzeri bakan, bir avuç yurttaşa Kürtçe hitap etmeyi demokrasinin güzelliği ve de"İleri demokrasi"nin gereği gibi gösterseler de, ne bu çığırtkanlık, ne de Kürtçü figüre sahip başka bir çıkış, güzelim demokrasinin elementleri olabilir.
    *
    Hazret diyor ki:
    -Bir insanın kimliğini kabul ediyorsak, dilini de başımızın üstünde kabul etmemiz lâzım...
    Sokakta ve evde konuşmak yasak değil ki; zaten isteyen istediği dille konuşuyor....
    Aklı başında olan insanlar "kamusal alanda ve resmi olarak ikinci dil olmaz" diyor; başka bir şey diyen yok ki... 
    Türkiye'de yaşayan toplum, "Millet" vasfını silah zoruyla değil, değer hükümleriyle kazanmıştır. Sosyolojik açıdan bakıldığında görülecektir ki bu topraklar üzerinde kader birliği etmiş insanlardan oluşan bir millet vardır ve resmi dili de Türkçe'dir.. 
    "Bu millet mozaiktir" denildiğinde kızanlar hatta köpürenler, alt kimliği farklı onlarca grubun dilini de ikinci dil diye baş tacı ederse, millet ve devlet hayatı allak bullak olmaz mı?
    İkinci dil talebini, üçüncü, dördüncü, beşinci dil talebi izlemez mi?
    Burası Afrika ülkesi mi ki her kabile gibi, her popülasyon, kendi dilini geçerli kılma kavgası versin...      
    Bakandaki kafayı anlamak mümkün değil!
    *
    "Biz hiçbir ideolojik meselenin peşinde değiliz" demek elbet de çok kolay...
    Bunu iddia edenler aslında, laik cumhuriyetin, evrensel demokrasinin, hukukun ve toplumsal değerlerin kriterlerini sahiplenmek zorunda. O kriterleri  atlayıp kendi kriterlerini geçerli hale getirenler "Hiçbir ideolojik meselenin peşinde değiliz" diyemez, derse inandırıcı olamaz...
    Din üzerinden siyaset, terör üzerinden siyaset, hayal olmaktan öteye gitmeyen çılgın projeler üzerinden siyaset, Davos kabadayılığı üzerinden siyaset, masabaşında üretilen ekonomik değerler üzerinden siyaset, bölücülük üzerinden siyaset, komşulara ağabey kesilmek üzerinden siyaset, eğer bütünüyle ideolojik olan meseleler değilse nedir!
    "Bizim ideolojimiz yok, biz milletimizi ve devletimizi seviyoruz" demek suretiyle, siyasal çizgilerinde ortaya çıkan dinci ideolojiyi dikkatlerden saklama gayretleri boşuna. Halk da bilir ki dünyanın pek çok ülkesinde, bizimkilere benzer siyasetçiler defalarca bu lafları etmiş, millet ve devlet sevgisini lafta öne çıkararak üzerlerindeki lekeleri temizlemeye kalkışmıştır.   
    Ama yedikleri ideolojik damgadan da kurtulamamışlardır...
    Bunun yakın örneğini, göreceksiniz Sarkozy verecek!   

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.