Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Bakmışsınız revaç bulmuş

BAŞBAKAN'ın vazgeçme niyetinde olmadığı bir alışkanlığı var; yurt dışına gittiğinde iç siyasal gelişmeleri de beraberinde götürüyor. Götürmekle kalmıyor, MHP, CHP ve BDP'den oluşan muhalefeti elâlemin yanında topa tutuyor...
     Oysa diplomaside bu tür bir edinime yer yok...
     Yabancı devlet adamlarına bakın; birinin bile ülkesinin iç sorunlarını ziyaret ettiği ülkeye taşıdığını duydunuz mu, okudunuz mu!
     Adamlar bizim gibi değil, "Kol kırılır yen içinde kalır" kuralına bağlı; iç çamaşırlarını gizlemeye özen gösteriyor, pazara çıkarmıyorlar!
     *
     Erdoğan hangi ülkeyi ziyaret ettiyse orada da muhalefeti hedef alan konuşmalar yaptı ve bundan da hep mutmain oldu...
     En son Pakistan'da konuştu...
     Malûm, Pakistan başbakanı ve partisi de, Erdoğan ve partisi gibi muhalefetten şikâyetçi. Tayyip Bey bunu fırsat saydı ve konuşmasına üstüne vazife olmadığı halde "Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" deyişini yükleyerek Pakistan muhalefetine gönderdi...
     Şu soruya yanıt arıyorum:
     -Bir ülkenin başbakanı, bir başka ülkenin iç siyasal dengesine atıf yaparak o ülkenin siyasal dinamiklerini hedef alma hakkını kendinde görebilir mi...
     Bir de şunu merak ediyorum:
     -Buna, ziyaret edilmekte olunan ülkenin iç işlerine müdahil olmak demezler mi...
     *
     AVRUPA İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye'yi yine cezalandırdı; hem de iki kez ve peş peşe...
Ömür boyu hapse mahkûm olan bir katil, yıllarca tutuklu kaldığını belirterek cezalandırılmamızı istedi. Mahkeme itirazımızı geçerli bulmadı ve talebin lehine karar vererek 12 bin Avro ödememize hükmetti...
     İkinci cezayı da yine bir kadın hükümlünün başvurusu üzerine aldık. O kadın hükümlü de uzun süre tutuklu kaldığını belirterek Türkiye'ye ceza verilmesini talep etti. İtirazda bulunduk ama AİHM kabul etmedi ve ülkemizi 11 bin Avro ödemeye mahkûm etti.
     Tutukluluk süresini hâlâ AB ülkelerindeki makul süreye indirebilmiş değiliz; indirecek çalışmaların yapıldığına dair işaretleri de göremiyoruz, çünkü yok. Adalet Bakanı, yeni reform paketinden bahsetti ama konu bahis düzeyinde kaldı...
     "Türkiye'de hukuk var, adalet var, bağımsız yargı var" olgusu sadece dillerde var, kafalarda ve gönüllerde yok! 
     Aklıma gelmişken onu da söyleyim; AİHM'de bugüne kadar tam 2 bin dokuz yüz küsur dosyamız olmuş. Yargı reformu yapmaz, evrensel hukuka ve yargılamaya uzaktan bakmayı sürdürürsek herhalde dosya sayımız hızla yükselir ve daha çooook ceza alırız!
     *     
      ERDOĞAN'ın gündeme taşıdığı başkanlık sistemine "Evet" ya da "Hayır" diyecek olan elbet de parlamento. Bugünkü parlamenter sisteme takan ve onu çağdaş demokrasiyle kabil-i telif bulmayan anlayış ise parlamentoda çoğunluk halinde.
     Bu çoğunluk, başkanlık sisteminin kabul edilmesinden önce yeni anayasanın hazırlıklarını tamamlamak ve onun yasallaşmasını sağlamak zorunda.   Başkanlık sistemini içermeyen bugünkü anayasa durduğu sürece Erdoğan'ın hevesi kursağında kalır...
     Şunu demek istiyorum; sistemi değiştirmek o kadar kolay iş değil; koşulları var, onlar sağlanmadan kimse "Ben yaptım oldu"kafasıyla bu işe kalkışamaz...
     Zira siyaset bilimcileri, demokrasilerde yaşanan böyle kalkışmalara sivil sözcüğünü de ekleyerek "Darbe" diyor. Darbelerin hesabı da er ya da geç soruluyor.
     .....................................
     Mesela sivil darbeye bir örnek Rusya'dan; Rusya anayasası sivil darbelere açık bir anayasa...
     Daha mı demokratik, o tartışılır...
     Hüküm vermek için şu tablo iyi seyredilmeli...
     Dimitri Medvedev düne kadar Devlet Başkanıydı, görev süresi doldu yerini Başbakan Vladimir Putin'e bıraktı. Yeni devlet başkanPutin ise daha önce de devlet başkanıydı ama görev süresi dolunca yerini Medevedev'e bırakmıştı. Başbakanlıkta süresi dolan Putinyeniden devlet başkanı oldu, Medvedev'de yeniden başbakan...
     Rusya anayasası bu tür pazarlıklara açık galiba...
     İki üç kez seyrettiğimiz değiş tokuş onu gösteriyor.
     Bizde benzer pazarlığı Refahyol iktidarı döneminde merhum Necmettin Erbakan ile DYP Genel Başkanı Tansu Çiller yapmıştı ama oyunu da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel bozmuştu...
     Tarih malûm, 28 Şubat 1997 sonrası...
     .........................................
     Bugün yeni bir anayasa hazırlama sürecinin başındayız; parlamentodaki çoğunluk, gücü yeterse yeni anayasaya Rusya'daki değiş tokuşun benzerini sağlayacak hükümleri koyabilir. Böylece bizde de devlet başkanlığıyla hükümet başkanlığı iki kişi arasında paylaşılan makamlar haline gelir; demokrasi de böyle bir sarmala bağlanıp kalır!
     Üstelik bu da, "Başkanlık sistemine yakın bir sistem" diye açıklanabilir...
     Bakmışsınız bu usul bizde de revaç bulmuş; Tayyip Bey Cumhurbaşkanı, Abdullah Bey Başbakan...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.