Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Akil'in çoğulu

SÖZLÜKLER, aklı olan insan için "Arapça'dan dilimize girmiş âkil sözcüğü kullanılır" diyor. 
   Kullanıyoruz işte...
   Daha doğrusu, eskiden günlük konuşmalarımızda hiç kullanmıyorduk; "Yeni Osmanlıcı" siyasal irade geldi, kullanmaya başladık. Böylece bir Arapça sözcük daha dilimize yapıştı, moda oldu...
   Yapıştı da yakıştı mı?
   Bence yakışmadı...
   Kökü "Ukl" sözcüğü olan Arapça'dan aldığımız akıl sözcüğünden türeyen "Akıllı" sözcüğünü zaten kullanıyorduk...
   Bir ikincisine gerek yoktu...
   Tertemiz "Us" sözcüğü dururken karşılığı olan akıl sözcüğünü ve ondan türeyen sözcükleri sahiplenmek, arabesk yaşama kaydırılmaya çalışan toplumun bir kesimi tarafından benimsense bile çok şükür bir büyük kesim tarafından benimsenmiyor... 
   "Âkil adamlar"ın gittikleri yerlerde nasıl tepkiyle karşılandıklarını görüyorsunuz!
   * * *
   Bu arada "Âkil" sözcüğünün çoğulunu da söyleyim; ukalâ... 
   Her ilde elit bir tabakayla görüşüp "Bu söylediklerimizi halka anlatın" talimatı veriyorlar. Heyet halinde gezdikleri için de âkil sözcüğünün çoğuluyla anılıyorlar. Bunları gören halk "Ukalâ geldi" diye etrafa haber salıyor...
   Akıl ve âkil sözcüklerine ilişkin bu kadar lâfı yeterli görüyorum...
   Bitti efendim...
   Nokta koyuyorum.
 
Hangisi doğru
 
   HER gün yerel gazetelerin dışında beş İstanbul gazetesini de didik didik ederek okuyorum. Meslektaşlarımın Türkçe'yi kullanırken yaptıkları imlâ, cümle ve anlatım hatalarına çok sık rastlıyorum. Çoğu gazetecinin, dilimizi kullanırken fahiş hatalar yaptığın görmek benim için cidden büyük acı...
   Mesleğe başladığımız yıllarda -taa 1957'den bu yana- bugünkü kadar ana dilimizin hatalı kullanıldığına tanık olmamıştık. Gazeteler bugün Türkçe mi yoksa bir başka dilde mi yayınlanıyor diye düşünüyor insan...
   Elbet de hayır, hepsi Türkçe yayınlanıyor ama çoğu bozuk bir Türkçe ile...
   Geçenlerde Hürriyet'in birinci sayfasındaki spotta "Embriyon" sözcüğü vardı; iç sayfada verilen haberin metninde ise"Embriyo" sözcüğü. "Hangisi doğru" diye düşündüm ve sözlükleri karıştırdım. Bildiğim sözcük karşıma çıktı, embriyon...
   Yine de emin olmak için doktor dostuma telefon açıp sordum:
   -Embriyon ayrı, embriyo ayrı mı doktorcuğum?
   Güldü; "Ağabey anlaşılan Hürriyet okuyorsun" dedi ve ekledi:
   -Doğrusu embriyon...
   Rahmetli Çetin Emeç yaşasaydı ve gazetenin başında olsaydı bu hatayı yapan yanmıştı...
    * * *
   Gencin biri, suç işlemiş, kaçarken de yakalanmış...
   Yine Hürriyet'in iç sayfasında (19 Nisan 2013 tarihli gazetede) muhabir bu haberi yazarken yanlış bir cümle kurmuş, yazı işlerindeki sorumlular da aynen yayınlamış; şu cümleye bakın:
   -Genci, kaçtığı polisler ve Akut ekibi kurtardı...
   Nereden?
   Çıktığı ağaçtan...
   Asıl hata, cümlenin başında; "Kaçan genci polisler..." diyeceğine "Kaçtığı polisler" diye yazmış muhabir efendi. Cümlenin, af buyrun, kıçı başına karışmış ve bu hatayı da yazı işleri müdürleri görmemiş...
   * * *
   Sadece Hürriyet'te değil, diğerlerinde de hatadan geçilmiyor...
   Bir gazetenin "Editörü- redaktörü" olmak o kadar kolay iş değil; ana dilinizi iyi bileceksiniz, haber dilini öğreneceksiniz ve bu konularda mutlaka eğitim almış olacaksınız. Çok okumak ve araştırıp öğrenmek de şart!
   Yazdığınız haberi birkaç kez okuyup hataları düzelteceksiniz; anlamını bilmediğiniz sözcükleri kullanmayacaksınız, yabancı sözcüklerden uzak duracaksınız...
   O zaman haberi düzgün, hatasız, dolayısıyla anlaşılır biçimde yazabilirsiniz.
   * * *
   Arabesk yaşam tarzını benimsemiş olanlar Arapça'dan dilimize girmiş olan sözcükleri doğru kullanmakta hayli başarılı. Ama herkes öyle değil...
   Örnek vereyim; "Mevzu" sözcüğünü kullanırken mesela "Bilet mevzusu" demek yanlıştır. Bu sözcük "su" takısı almaz, takı olarak (u) harfini alır; doğrusunu söylüyorum, "Bilet mevzuu"
   Cami ve bayi sözcükleri de mevzu sözcüğü gibidir.
   Mesela:
   - Sultanahmet camisi değil, Sultanahmet Camii...
   - Spor Toto Bayisi değil Spor Toto bayii...
   Genç gazeteci meslektaşlarımıza kıdemli, deneyimli ve bilgili arkadaşlarımızın yardımcı olması lâzım; mesleğin itibarını yeniden sağlamak adına gençlere el vermekten kaçmamalıyız.
 
Orta oyununa paydos...
 
   İNSAN, Erdoğan'ın hırçın, kin yüklü ve aslı astarı olmayan iddiaları içeren konuşmalarına kulak verince söyleyecek lâf bulamıyor...
   Başbakan, muhalefete yüklenmeyi politik üslûp haline getirdi. Sahiplendiği suçlama yöntemi, muhataplarını da konuşmaya mecbur bırakınca toplum da gerildikçe geriliyor...
   Barış süreci dedikleri duraksama, yaratılan gerilimli ortam yüzünden tehlikeye düşermiş düşünen yok. Bu tavrın, süreci kesintiye uğratma olasılığı herhalde Erdoğan'a da gam değil, AKP'lilere de!
   Başbakan'ın ve partisinin puanları bu nedenle düşüyor...
   AKP'li bir babayiğit de çıkıp Erdoğan'a "Beyefendi, bu siyasal üslûbumuz hayırlara vesile olacak gibi gözükmüyor"uyarısında bulunamıyor...
   Oysa parti içi demokrasi olsa bu uyarıyı yapacak çok AKP'li var diye düşünüyorum...
   Ama çoğu bugün, liderin hışmına uğramamayı yeğleyip susmayı sürdürüyor...
   * * *
   Muhalefete, dişe dokunur nedenlerle yüklenseler...
   Onu da yapmıyorlar...
   Üslûpları, afaki ve kin dolu tek taraflı bir sohbetten (!) öteye gitmiyor.
   Yaptıkları, sanal malzemeyi ön plana çıkararak laf salatalarıyla halka âdeta "Orta oyunu" sunmak...
   Oysa halk bu oyunu seyretmekten bıktı, usandı...
   Muhalefet lideri olsaydım, AKP'yi de, liderini de ciddiye almaz, muhatap kabul etmezdim; böylece de orta oyununun devam etmesini engellerdim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.