Ergun Kaftancı

Ergun Kaftancı

Akıl ve vicdan nerede

ŞU CÜMLE, memleketin altını üstüne getiren kafaya aittir:
   - Velev ki bu TIR’larda MİT, Suriye’de her gün bombalar atılan Özgür Suriye Ordusu'na ya da Bucak Türkmn enleri'ne silah taşıyor, bunun neresi gayrı vicdani? 
   Buyrun yanıt verin...
   * * *
   Bir de şunu söylüyorlar:
   -TIR’lara karşı yapılan operasyonlarda hedef, bölgeye tek gıda yardımı götürme potansiyeline sahip sivil toplum kuruluşu İHH’yı yıpratmaktır.
   Hadi içiniz el veriyorsa bu iddiaya da selâm durun bakalım...   
   * * *
   İçinde El Kaide ve El Nusra adındaki terörist grupların da bulunduğu Suriye'deki silahlı çetelere MİT 'in silah ve mühimmat taşıması demek, Türkiye'nin komşusunda cereyan eden iktidar kavgasına cumburlop atlaması demektir...
   Savaşa ille de "Alenen girilir" diye bir kural yok; bir ülke, dolaylı yoldan ve sinsice de savaşa sokulabilir...
   Bir diğer iddia da, MİT ile İHH adındaki kuruluşun ortak çalıştıkları şeklinde; ağızlarından dökülen en abuk iddialardan biri de bu... 
   Buna pek ihtimal vermiyorum zira, istihbarat teşkilâtımız sivil kuruluşlar gibi, rastgele konularda kişi ya da örgütlerle ortak hareket etmez. Ne böyle bir alışkanlığı vardır, ne de bugüne kadar böyle bir uygulaması görülmüştür... 
   Durumdan vazife çıkarıp "Söndüreceğim" diyerek ateşe benzin dökerseniz elbet de bu, akli ve vicdani bir girişim olmaz. Yaptığınız, bırakınız gayrı vicdani olmayı sizi, 55 bin fotoğrafla tescil edilen vahşete de ortak eder. 

ÇİÇEK DE YANLIŞA ORTAK
------------------------------
   ANAYASA çalışmalarının uzun soluklu olmasını sağlayamayan ve partiler nezdinde yaptığı girişimler akim kalınca ikinci kez arabuluculuğa soyunan Cemil Çiçek, asgari hata yapan AKP'li siyasetçilerden sayılıyordu. 
   Herhalde bu özelliğini yitirmiş olmalı...
   Zira son birkaç gün içerisinde, Meclis iç tüzüğüne aykırı iki davranışı oldu... 
   Birincisi şu; Adalet Komisyonu'nunda kaba kuvvete başvuran ve "Uçan tekme" gösterisi yapan AKP Tokat Milletvekili ağzı bozuk Zeyid Aslan'a kınama ve Meclis'ten geçici çıkarma cezası verilmesini engelledi... 
   Böylece, taşıdığı hukuk adamı ve Meclis Başkanı sıfatlarına da gölge düşürmüş oldu.
   * * *
   Aslan'ın cezalandırılmasını isteyen CHP idi...
   İç tüzük, bu cezaların verilmesine olanak sağlıyordu ama Çiçek görmezden geldi...
   * * *
   İkincisi de pek farklı değildi; AKP'li Oktay Saral  CHP'li Bülent Tezcan'ın üzerine yürümüş ve yumruklamıştı.Tezcan gözünden yaralanmış ve tedavi altına alınmıştı.
    Bu defa iç tüzük gereği Saral'a kınama cezası verildi ama yine Çiçek'in engellemesiyle Meclis'ten geçici çıkarmacezası öngörülmedi...
   Parlamentoda bir süredir olmaması gereken işler oluyor...
   Bazı vekiller -Oktay Saral ve Zeyid Aslan gibi- Meclis Genel Kurul Salonu ile boks ringini ya da güreş minderinin karıştırıyor...
   Ancak bu tür karşılaşmalardan (!) sonra faullü dövüşenlere de kimse doğru dürüst bir şey yapamıyor...
   Önümüzdeki yasama döneminde o mekânda daha çooook boks maçı ve güreş seyredebiliriz diye düşünüyorum...
   Yakında, kavgalar ve küfürler yüzünden Meclis'in mehabeti diye bir şey neredeyse kalmayabilir!

İKİSİ DE BİRBİRİNDEN MERDANE
------------------------------------------
   GEÇEN hafta Başbakan Erdoğan'ı ve iktidarı hedef alan iki önemli konuşmaya tanık olduk...
   Birini Meclis'te, CHP'li hukukçu vekil Emine Ülker Tarhan yaptı, diğerini ise TÜSİAD Başkanı sanayici Muharrem Yılmaz...
   CHP'li Tarhan can alıcı şeyler söyledikten ve ayakkabı kutularına değindikten sonra şamarı vurdu:
   -Darbe yaygarasıyla darbe yaptınız. Ne deyim ben size yahu, ne deyim, şimdi bir farkınız var mı sizin darbecilerden? 
   Bu cümle bir başına AKP'lileri şoke etmeye yetti...
   Sıra AKP'ye gelince kürsüye Grup Başkanvekili Belma Satır'ı ittiler.
   Satır'ın Tarhan'a verdiği şu yanıta bakın:
   -Bu arkadaşın konuşmasında be, yahu sözlerini son derece rahatsız edici ve itici buldum. CHP' nin bazı kadın milletvekilleri şiirsi konuşsalar da içerik olarak son derece çirkin buluyorum...
   Satır verecek yanıt bulamayınca gördüğünüz gibi, darbecilik suçlamasını es geçmek zorunda kaldı...
   Bir tür kabullenme usulü...
   Sonuç?
   İktidarın fikri perişanlık içerisinde olduğu bir kez daha ortaya çıktı...
   * * *
   TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz da başkanlıkta bir yılını doldurduğu için düzenlenen toplantıda konuşurken ekonomik göstergelerin yön değiştirdiğini söyledi...
   Örnekler verdi...
   Türkiye'nin yatırım ortamının, yaşanan son siyasal ve toplumsal olaylar yüzünden bozulduğunu, cazibesini kaybettiğini, dolayısıyla yabancı sermayenin gelme olasılığının da azaldığını söyledi.
   Yılmaz'ın bu değerlendirmesine hemen bütün ekonomistler katılırken Erdoğan, öfkeli mizaç sahibi olarak karşı çıktı ve Yılmaz'ı vatan hainliğiyle suçladı...
   Başbakan artık, sermayeyi ve girişimcileri bir çırpıda karşısına almaktan çekinmiyor...
   Yetinmiyor, ticari kuruluşlara ağır vergi cezaları da koydurarak iş çevrelerini bîzar ediyor...
   * * * 
   Başbakanı sert bir tavırla konuşmaya sevkeden, her yönden gelen ağır suçlamalar, patlak veren yolsuzluk ve rüşvet olayları karşısında içine düşülen savunma şaşkınlığı... 
   Ayrıca oy kaybı konusunda gelen umut kırıcı haberler de öfkesinin tuzu biberi oluyor...
   O kadar oluyor ki sanayici ve iş adamlarını vatan hainliği yakıştırması yaparak karşısına alabiliyor... 
   Oysa bu şekilde suçlanan TÜSİAD başkanı da, diğer üyeler de, ülkenin istihdam ve üretim sorunlarını azaltan, hatta ortadan kaldıran ve ekonomiye katma değer üreten insanlar. 
   Hepsi en az Erdoğan kadar da vatansever...
   Yılmaz'a ve üzerinden TÜSİAD üyelerine yapılan bu çirkin ve saygısız yakıştırma, ipleri germe uzmanı bir liderin nasıl bir anlayış ve cüret içerisinde olduğunu da gösteriyor. 
   Beyefendinin bu tür ağır çıkışlar yapması yeni değil; alışılmış ruh halidir...
   Bundan sonra hasıl olacak gelişmeler herhalde meraka değer!

BİRAZ DA TELEVİZYON DİZİLERİ
-----------------------------------------
   BİR ikisi dışında, televizyon dizisi seyretmeyi sevmiyorum...
   Buna rağmen sık aralıkla zıplayıp kanaldan kanala geçiyor ve televizyon yayıncılığının ne durumda olduğunu saptamaya çalışırken gözüme takılanları inceliyorum...
   Hepsi birbirine benziyor... 
   Senaryolar öyle, planlar öyle, müzikler birbirinden farksız...
   Çok yeni yüzle karşılaşıyorsunuz ama giderek onlar da kanıksanacak ve her şey gibi yüzler de eskiyecek... 
   * * *    
   Abukluklara kızıyorum...
   Yeşilçam diye anılan Türk filmciliği de hep aynı şeyleri sahiplenmek yüzünden güdük kalmadı mı... 
   Aynı hastalık bu defa dizi üretenlere yapıştı...
   Star TV'de hafta içi her gün saat 17 civarında ekrana getirilen dizinin adı "Beni affet"...
   Entrikanın ön plana çıktığı bu dizi, dört yüz seksen küsur günden beri vizyonda... 
   Yine de bitecek gibi değil; senaristler konuyu uzattıkça uzatıyor. Oyuncu kadrosuna giren çıkan o kadar çok ki, bunlarla yeni planlar çekiliyor ve dizi âdeta rekora götürülüyor...
   Psikopatik bir havası var; kahramanlar bir gün iyi huylu, bir başka gün dünyanın en kötü insanı...
   Konuda doğrudan ensest ilişki söz konusu değil ama bir aile yapısında çoklu eş benimseme olgusu bu dizide de var. RTÜK'nun dikkatinden nasıl kaçmış bilemiyorum... 
   Dizinin adı üzerinde; seyirciye peşi peşin, "Beni affet" diyor gibi...
   Bu diziyi ve benzerlerini affedemiyorum. 
   Toplumu ahlâken şirazeden çıkaracak dizilerin de yayından kaldırılmasını istiyorum...

------------------------------------------------------------------- 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.