Yine Ermeni Meselesi Yine Fransa

Ermeni meselesi ülke gündemine yine oturdu. Biz alışmıştık aslında her Nisanın 24’üne gelmeden bu konunun gündeme gelmesine ama bu kez farklı oldu. Fransa Meclisinde soykırım olarak kabul edilmesi ve soykırım değildir diyenlere de ceza verilmesi teklifi kabul edildi. 

Kabul edildi ama Meclisin toplam milletvekili sayısının ancak %10’u katıldı ve 38 oyla da kabul edildi. Bu husus şöyle de değerlendirilebilir: Fransa’nın yaklaşık %10’u Ermeni soykırımı yapıldığına inanıyor. 

Tabi ki bizim memlekette kıyametler koptu. Fransız mallarını protesto etme kampanyaları hemen başladı. Fransa’nın tarihinde yaptığı bütün hatalar ve işlediği günahlar bir bir ortaya döküldü. Hatta hızımızı alamadık, Sarkozy’nin babasını, dedesini bile işin içine katmayı başardık. En ilginci ise Kanuni’nin fermanının okunmasıydı. Bak benim dedem senin dedeni böyle döverdi dercesine. 

Bizim anlamadığımız veya anlamak istemediğimiz husus şudur. Dış politikada “güçlü” olan maalesef genelde haklıdır. O zaman ABD’ye niye “Irak’a girme” diyemedik. Fransa Libya’ya askeri harekatı başlattığında niye dur diyemedik ve sonrasında aslan payını aldığında niye engelleyemedik. 1950-60’lı yıllarda SSCB (Rusya) takır takır ülkeleri işgal ederken niye bir şey diyemiyor korkumuzdan ABD’nin kanatları altına giriyorduk değil mi? 

Şuna dikkat edin bir ülke kafamızı bozduğu vakit ilk aklımıza gelen boykot oluyor. İtalyan malını boykot, Fransız malını boykot vs. Aslında bu üzülecek bir durumdur. Çünkü biz üreten değil tüketen bir ülkeyiz. Fransa bizden ne alacak ki. Buzdolabı mı, Cep telefonu mu, otomobil mi, bilgisayar mı, uzaya fırlatmak için uydu mu? Nerdee biz bu saydıklarımızın neredeyse tümünü dışarıdan alıyoruz veya dışarıdan patentini alarak ülkemizde imal ediyoruz. Bir de halimize göre efeleniyoruz. Yolcu uçağı almayacakmışız. Bak sen. O zaman Boeing’in tekeline girmeyi mi düşünüyorsun. Yoksa Fransa’ya kızıp kendi yolcu uçağını mı yapacaksın? 

Dünyada yaygın Fransız markalarını sıralayın desek bir çırpıda Renaulttan başlar Citroen’den çıkar en az on marka sayarsınız. Peki bir çırpıda dünyada kabul gören kaç Türk markası sayarsınız deneyin bakayım. İşte mesele budur. Bir çırpıda en az on tane Türk markasının sayıldığı gün hiçbir ülke sözde Ermeni soykırımını gündem’e alamaz. 

Fransa Meclisinde kabul edilen bu kanun 22 Şubat’a kadar Fransa Senatosunda görüşülmezse otomatikman rafa kalkacak yani “kadük” olacak. Eğer Senato da kabül ederse o zaman ne gerekiyorsa yapalım. Onun için bu kadar celallenmeye de gerek yok. Bu konu Fransa tarafından gündeme gelmese üç ay sonda yine ABD’den gelecekti. Tatlı canımızı üzmeyelim. Sermayeden yemek yerine, çalışıp üretelim, güçlü olalım. Güçlü olursak ne Fransa ne de başka bir ülke Türkiye’yi karşısına almayı göze alamaz. 

Mesela Fransa bilse ki; Türkiye böyle bir durumda kendisinin Libya’daki yatırımlarını engelleyecek, hiç bu tasarıyı meclis’e getirir mi? Üç beş milyon Ermeni’ye şirin görünecek diye böyle bir riske girer mi? 

Sözde Ermeni soykırımı meselesine gelince bu konu artık tarihi bir konu olmaktan çıkmış siyasi bir hüviyet kazanmıştır. Tarihçilerin bu konuda yapabileceği hiçbir şey kalmamıştır. Ülkemizdeki arşivler ve yabancı devlet arşivlerinde yapılan bir çok araştırma sonucunda bir soykırım olmadığı ispatlanmıştır. Ancak bu araştırmalara ve sonuçlarına batı devletleri artık itibar etmiyor. Çünkü 

mesele Türkiye’yi köşeye sıkıştıracak önemli bir politik argüman haline dönüştürülmüştür. Bundan sonra bu konudaki çabaları tarihçiler değil politikacılar ve hariciyeciler yapmak durumundadırlar. 

Sarıkamış Harekatı Şehitleri 

Bu hafta Sarıkamış şehitlerini anma haftası. Bu cephede verdiğimiz şehitlerin yarıdan fazlası düşmana bir kurşun dahi atamadan şehit oldular. Bu şehitlerimizin büyük bir kısmı soğuk ve lekeli hummadan hayatlarını kaybedip şehit oldular. Soğuğu bilirsiniz ama lekeli hummayı belki bilmezsiniz. Bir parazit olan “bit”in yaydığı bir hastalık. Evet maalesef “bit” denilen bir parazit yüzünden on binlerce vatan evladını cephelerde kaybetmişiz. 

Avrupalılar bu bitler hakkında tafsilatlı araştırmalarını 1800 lü yılların başında yapmaya başlamışlar. Nasıl hastalıkları insandan insana yaydığını tespit etmişler. Mikroskop altında gözlemleyip kaç türünün olduğunu teker teker resmetmişler. Tabi bu tespitlerin arkasından önlemler gelmiş. Tedaviler gelişmiş. Bu yüzden birinci Dünya Savaşında batılı devletler bizim kadar bitlerin yaydığı lekeli hummadan dolayı asker kaybetmemiş. 

Osmanlı Devletinde ise 1831 de ilk Tıp Fakültesi açılmış ama 41 yıl boyunca Fransızca eğitim yapılmış. Çünkü Fakültede okutulacak bir tek Türkçe Tıp ders kitabı olmadığı için. Varın gerisini düşünün. 

Ruslar karlar altındaki Türk askerlerinin yarı çıplak olduğunu görünce şaşırmışlar. Neden bu askerler böyle çıplak diye. Sonradan anlamışlar ki bu hastalığın insanı ölüme götüren son evresinde vücut ısısının 40 derecenin üstüne çıkmasından dolayı Türk askerleri -40 derecede o ateşli kriz sonucunda üzerindeki elbiseleri bile çıkarmaktadırlar. 

Tarihteki hatalarınızdan ders alırsanız tarihin faydası olur. Dünyanın en güçlü ordusuna sahip olmanız bile sizi saygın bir devlet yapmaz. Aynı zamanda bilimde, teknolojide ve sanayide de öncü bir ülke olmak durumundasınız. Bunların hepsi bir arada olmadıkça büyük devlet olmak hayalden öteye geçmez. 

Bu vesile ile bütün şehitlerimize minnet ve şükranlarımızı bir kez daha sunuyor ve Allahtan rahmet diliyoruz. Mekanları cennet olsun. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.