Yıkılan Binalar ve Sorumluları

Geçen hafta yine büyük bir depremle sarsıldık. Türkiye yasa boğuldu. Daha şehitlerimizin acısını yaşıyorken depremle birlikte kaybettiklerimiz acımızı daha büyüttü. Diğer taraftan millet olarak gerek acıyı paylaşmak gerekse yardımlaşma bakımından Dünyaya örnek bir davranış sergilenmesi acımızı bir nebze hafifletti.
Depremle birlikte ortaya çıkan acı hikayelere şahit olduk. Mucize kurtuluşları televizyonlardan izlerken Allah’ın kahrına da lütfuna da şahit olduk. Tabi her depremin arkasından bir klasik haline dönüşen müteahhit hikayelerini dinledik. Müteahhit kumu çok, çimentoyu az kullanmış. Efendim hiç böyle demir bağlanır mıymış? Dört kat yerine bilmem kaç kat yapılmış türünden öyküler.
Allah aşkına biz ne zaman akıllanacağız. Şöyle bir çevrenize bakın inşaat mühendisi olmasanız da çürük bina olacağına kanaat getireceğiniz ne kadar fazla bina var değil mi? Veya şehrin en zayıf zeminine sahip denilen bölgelerinde sekiz-on kat binaları gördüğünüzde el insaf dediğiniz olmadı mı hiç? Üstüne üstlük bu binaların bir kısmı da resmi binalar.
Peki bunları kim yapar veya kim müsaade eder bunları hiç düşünmeyiz. Bu çürük zeminlerde yüksek katlı binaları ve binaların yapımını kontrol edenlerin depremden sonra da çıkıp yardım dağıtımını organize edenler olduğunu gördüğümüzde de hiç şaşırmayız nedense!
Şeriatın kestiği parmak acımaz deyip yapana da yapılmasına müsaade edeni de hakkıyla cezalandırırsan bunlar olur mu hiç? Ama burası Türkiye diye bir laf söylenir ya işte aynen böyle. Bu memlekete kötülük yapsan hesap sorulmaz, iyi ve güzel şeyler yapsan taltif edilmezsin. Böyle olunca da derisi manda derisi misali kalın olanlara altın tepside fırsatları sunar bu memleket.
Hırsızlık yapar, rüşvet yer, her türlü iffetsizliği yapar yine de bir şey olmaz bu adamlara. Hakkında yüz kızartıcı suçtan hüküm giydiği halde mahkeme kararı bile vardır ama toplumun karşısına yüzleri kızarmadan çıkar namustan, şereften, dürüstlükten bahsederler ve ne kadar erdemli bir insan olduklarını insanlara utanmadan anlatırlar. Bizim insanımız da bu lafları işitir ve belki de oturduğu evin yıkılmasına sebep olacak olan bu tip bir adamı gerekli gereksiz her yerde metheder durur.
Şener Şen’in Namuslu diye bir filmi vardı. Dürüst bir memur olmasına rağmen zimmetine para geçirdiği iddiasıyla karşılaşınca, etrafında olmayan paradan pay kapmak için bir yalaka ve fırsatçı halkası oluşur. Durum ortaya çıkıp suçsuz olduğu anlaşılınca o dürüst memur için yalakalar hep bir ağızdan aynı lafı söylerler. “Namusluymuş, namussuz”. Bizim insanımız da depremde binalar yıkıldığında sebep olanlardan bazılarını nasıl takdir ettiğini hatırladığında da bunun tersini söyler herhalde “namussuzmuş namuslu” diye.
Bizim temennimiz böylesi insanların hem devlet hem de millet tarafından fark edilip ellerine fırsat ve imkan geçmesinin önlenmesidir.
İsmet Paşa’ya laf geldi şimdi. Hani onun meşhur laflarından biridir. Bir ülkedeki namuslular namussuzlardan daha cesur olmalı diye. Maalesef bu ülkede hep bu felaketleri bize yaşatan müteahhitler,  devlet görevlileri bu binalar yapılırken hep bundan cesaret aldılar. Ne olacak ki dediler hep. Unutulur gider dediler. Evet onların yediği herzeleri ne yazık ki hep unuttuk. Yaşadığımız acıları da unutuyoruz ki bu tür adamlar da hep meydanı boş bulduklarından bu çürük binaları yapmaya yaptırmaya devam ediyorlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.