Trablusgarb

Bizim vatandaşımız Trablusgarb denilince en çok harbini bilir.
İtalyan birliğini sağlamaya çalışan milliyetçi önderler, Trablusgarb ve Bingazi yi, Tanrının İtalyan milleti ne bahşettiği "arz-ı mev ud" olarak nitelendirmeye başlamışlar. Bunun sonucunda da işgale karar vermişlerdi.
İtalyanlar işgali finanse edebilmek için ihtiyaç duyulan paranın bir miktarını da Osmanlı Halkının vergilerini alacaklarına karşılık toplayan Düyun-ı Umumiye’den kredi almak suretiyle temin etmişlerdi. 
Yani Osmanlının parasıyla Osmanlı toprağını işgal etmişler anlayacağınız. 
Osmanlı Trablusgarb’a ordusunu gönderememiş Yerli halka milis mücadelesi yaptırmak için seçkin subaylarını gönderme kararı almıştı.
1911’de Mustafa Kemal, Enver Bey, Süleyman Askeri, Ali Fethi ve arkadaşları bölgeye gitmişler. Ama uzun sürmemiş Trablusgarb’ı İtalyanlara vermek zorunda kalmışız.
Niye vermişiz? Balkan Savaşı çıktığı için fazla oyalanmayalım diye.
Bari Balkan savaşını kazanmış mıyız? Hayır. İstanbul Çatalca’ya kadar geri çekilmişiz.
Trablusgarb’ı yani Kuzey Afrika’daki son Osmanlı toprağını da boş yere kaybetmişiz anlayacağınız. 
Neresi Trablusgarb bugünkü Libya. Yani devrildi devrilecek gibi görünen Kaddafi’nin Libyası.
Kaddafi’nin Libya’sı diyoruz çünkü adam babasının çiftliği gibi idare ediyor koca ülkeyi. Kendi malı gibi anlayacağınız.
Dikkat ederseniz Libya da, Osmanlının geri çekildiği veya elinden alınmış diğer Arap ülkeleri ile aynı kaderi paylaşıyor. Bir türlü bitmek bilmeyen huzursuzluklar ve dikta yönetimleri altında inim inim inleyen halk yığınları. Her bakımdan şu bu metotlarla sömürülen zenginlikler.
Oysa bu topraklar için bizim ecdadımız ne fedakârlıklarda bulunmuşlardı. Osmanlı bu Arap topraklarının çoğundan ne doğru dürüst vergi ne de asker toplamıştı. 
Milli Mücadelenin önderi ve Cumhuriyetin kurucusu ünvanını alacak olan Mustafa Kemal dahi Trablusgarb mücadelesinde çok şiddetli bir hastalık geçirmiş kaç defa ölüm ve yakalanma tehlikesi atlatmıştı. 
Yüz yıla yakındır Batılı Devletlerin kuklası olarak görülen yöneticilere, “Arap halkı direnişe kalktı” diye yorumlanıyor. Peki ne olacak sonrasında. Mühim olan bu değil mi? 
Diktatörler, krallar devrildikten sonra demokrasi mi gelecek Arap topraklarına. Yoksa demokrasi, insan hakları, evrensel hukuk değerleri diyerek, yüzleri yenilenmiş batı uşağı yeni sömürge yönetimleri mi inşa edilecek?
Ben ikinci şıkkın olacağına inananlardanım. Zaman her şeyin aynasıdır derler. 
Hayırlısı diyelim. Hep birlikte göreceğiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.