SİZİ SEVERİM ELLERİNİZDEN ÖPERİM

Daha önce milletvekili milletin vekili mi? Başlıklı bir yazı yayınlamıştık. 
O yazıda milletvekillerini görünürde halkın seçtiğini ancak esas olarak Genel Başkanların tasarrufuyla listelerin oluşturulduğunu ve halkında seçilip listelere atanan adaylara oy vermek zorunda kaldığını belirtmiştik. 
Böyle bir gayri demokratik milletvekili seçimi sonucu belirlenen Büyük Millet Meclisi nasıl halkın iradesini yansıtacak tekrar soruyorum. Bu mebusların neredeyse tamamı Genel Başkanlarının kapıkulu askeri gibi mecliste dolaşmayacaklar mı? İşte gördünüz meclisteki kavgayı. Genel Başkanlarının gözüne girmek için rakip partilerin mensuplarının gözüne vurmak gerekiyormuş gibi yumruklaşmadılar mı? Halkın gözünde kendilerine puan kaybettirecek hareketleri icra etmekten hiç çekinmediler. Çünkü halkın ne düşündüğü değil Genel Başkanın ne düşündüğü daha önemliydi.
Hal böyle olunca Genel Başkanların gözüne girmek için gönlünde milletvekilliği yatanlar başlıyorlar eyyama. Şirinlikler, Genel Başkanlara düzülen methiyeler de tabiî ki gırla gidiyor. Özellikle bürokrasi kesiminde bu tür tutum ve davranışları daha sık görüyoruz. Atamalarda dikkate alınan ölçü liyakat olmayıp siyasi bağlılık olursa yerlerini sağlamlaştırmak isteyen bürokrat o siyasi iradeye hizmete devam etmeyecek de ne yapacak. Bürokrat olarak atandıklarını unutup iktidar partisinin milletvekili veya il başkanı gibi konuşanları her gün medyadan takip ediyorsunuzdur her halde. Amaçları ülkeye hizmet etmek olması lazım gelen bürokratlar gönül verdikleri iktidar partisinin Genel başkanlarına hizmeti şiar edinmiş bir görüntü vermeye çaba sarf etmiyorlar mı? Aslına bakarsanız, bürokratları, bu tavır ve hareketlerinden dolayı suçlamamak lazım. Zira sistem onları böyle davranmaya bir noktada zorluyor. Bu makamı koruyacaksam veya daha iyi bir yere atanmam için bunları yapmam lazım diye düşünecekler ve onlara sizi severim ellerinizden öperim mesajları göndereceklerdir. 
Bütün bu zihni çözülmelerin önüne geçmek ve gerçek bir demokratik yapı oluşturmanın yolu Siyasi partilerin yapılarının değişmesinden geçiyor. Demokrasiden, açılımlardan bahsedenlerin önce siyasi partilerdeki anti demokratik yapıyı değiştirmeleri gerekiyor
Genel Başkanların istediği evsafta dişi tırnağı çekilmiş ve itaat ve sadakat altına alınmış milletvekillerinden oluşan bir meclisin üyeleri ne kadar demokratik tavır sergileyebilir ki. Düşünün yüz elli veya üç yüz milletvekili olan partilerin bütün milletvekilleri mecliste tartışılan her konuda olumlu veya olumsuz aynı şeyi düşünüyor ve hep birlikte aynı oyu veriyorlar. Böyle bir şey mümkün müdür? Bu vekillerin hepsi aynı tornadan mı geçtiler? diye insan merak ediyor. 
Bu vekillerin oluşturduğu irade gerçekten milletin iradesi midir? Yoksa Genel Başkanların iradesi midir? İyi bir düşünün. Bir milletvekili hele gurup kararına katılmasın görelim ne oluyor. Bir dahaki seçimde listeye girebiliyor mu?
Sonra kalkıp bu meclis en üstün irade makamıdır, her gücün üstündedir diyeceksin, biz de bunu yutacağız öyle mi? 
Eğer siyasi partilerdeki bu düzen değişmezse Türkiye’deki demokrasiyi kimse şikâyet etmesin. Kaldırın milletvekili seçimlerini halk sadece genel başkanları oylasın olsun bitsin. Genel Başkanlar milletvekillerini de kendisi kafasına göre atasın. 
Milletvekillerini halk gerçekten seçecek olsa mecliste bu kavgalar olur mu? Bürokratlar kendisini atayan siyasi iradeye hizmete devam eder mi? 
Ama her şeye rağmen buna da şükür demeden geçmeyelim ve sözümüzü merhum Alparslan Türkeş’in bir sözüyle bitirelim. “En kötü demokratik yönetim En iyi dikta yönetiminden daha iyidir”.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.