Şemdin Sakık’ın Tanıklığı ve Bir Subayın Duyulamayan Sesi

Geçtiğimiz hafta memlekette bir Şemdin Sakık rüzgarı esti. Neredeyse Televole ve diğer magazin programlarına dahi konu olacaktı.

            Kendisi terörist değilmiş eski teröristmiş.

            33 askerimizin şehit edilmesi olayıyla ilgisi yokmuş. O tarihte başka yerdeymiş.

            Cezaevinden çıkarsa askerlik yapacakmış ki Kürt gençlere örnek olsun.

            Apo ile hiç arası yokmuş. Hatta kendisini neredeyse öldürtecekmiş.

            Daha birçok zırva. Bizim necip basınımız da bu adamı aklama operasyonu gibi bütün bunları bir hafta yazdı durdu. Neredeyse adama acıyacak duruma getirdiler kamuoyunu.

            Allahtan hafta sonuna doğru yine necip basınımızdan bir gazetecinin aklına geldi de 33 askerimizin şehit edildiği saldırıdan sağ kurtulan 2 askerden biri olan Osman Partal ile görüştü de Şemdin Sakık’ın foyası ortaya çıktı.

            Gazimiz Osman Partal bütün açıklığıyla anlattı. Hatta Şemdin Sakık’ın kendisiyle birebir diyaloga girdiğini bile söyledi. Yani durum netleşti. Şemdin Sakık o eylemde var.

            Şimdi, Şemdin Sakık niçin gündeme geldi bir bakalım. Ergenekon Davasında gizli tanık Deniz isimli kişinin kendisi olduğu ortaya çıktığı için. Yani tanık olabilecek kimseyi bulamamışlar, araya araya bu katili bulmuşlar.

            Bu yapılan Allaha reva mıdır? Davada yargılananların neredeyse tamamı TSK mensubudur. Bu kişilerin çoğu da PKK ile mücadeleye katılmış subaylardır. Bu şahısları yargılamadan idam etsen bundan daha iyi değil midir? Yani bu yargılanan şahısları biz Şemdin Sakık’ın tanıklığına göre yargılayacağız öyle mi?

            Bu durum tuzun koktuğunun resmi değildir de nedir?

            Fail-i meçhul suçundan tutuklanıp Balyoz davasına dahil edilen ve yıllardır tutuklu bulunan bir Albayın “ Cemal Temizöz” ün kitabını okudum bu hafta.

            Kitabın adı, “Kuruluşu, İnfazları Katliamlarıyla Siyasallaşan PKK Terörü”.

            Kitap eli kanlı PKK örgütünün hangi aşamalardan geçerek bugünkü duruma geldiğini ve tabi ki Türkiye’nin de nasıl bu duruma getirildiğini açık ve net bir şekilde anlatıyor.

            Cemal Temizöz kitabında kendi mevcut durumundan fazla bahsetmiyor. Konu geldiğinde yer yer başından geçenleri az da olsa anlatıyor. Ama kitabın sonlarına doğru yazdıkları beni fazlasıyla etkiledi. En azından yazdığı bu satırları sizlerle paylaşmak istiyorum.

İl J.K.lığı görevime devam ediyorken, 29 Mart 2009 tarihin yapılacak seçimler öncesi derdest edilircesine, 23 Mart günü gözaltına alınarak tamamen "bertaraf" edildim. Şimdi bu özel temsilciye sormak istiyorum. ( Oslo’da görüşme Yapan Türkiye Cumhuriyeti temsilcisine) Aslında çirkin bir pazarlık olduğu anlaşılan bu görüşmede, tespit edilen devlet görevlileri ne yapmışlardı da düşman statüsüne alınmıştır? Konuşmalardan terör örgütünün istemediği kişilerde örgütün bilinen niyetinden öngörülerek düşman sıfatı verilen devlet görevlileri kimlerdir?

FİLİSTİN MODELİNİ uygulamaya çalışarak, terör örgütüne uygulanacak bir model sembol yaratmaya çalışmak için kurtarılmış bölge haline getirdiği BOTAN IN GÜLÜ dediği Cizre de, görev yaptığım 1993-1995 yıllarında oynanan oyunu ve modeli bozmuştuk PKK bu oyunu bozanı yıllarca unutmamıştır.( Bu oyunu bozan yazarın kendisidir) Şimdi bu yapılanlardan başıma gelenlerden şahsımın da düşman olarak görülenlerden olduğunu değerlendirmekteyim. Halbuki, ettiğimiz yemine sadık kalmak için kendimi feda edercesine, oynanan oyunu ve modeli bozmaya çalışıyorken, yakılan Hükümet Konağını tek kişilik ordu gibi söndürmeye çalışıyorken, lojmanında sıkıştırılan KURTAR ÇIĞLIKLARI atan ilçenin Kaymakamını kurtarırken, ailemden yıllarca ayrılırken, CUDİ’nin tepesinde telsizle oğlumun olduğunu öğrenirken, devletin arkamda olduğunu biliyordum. Oğlumu 45 günlükken görüp, ismini kulağına ancak fısıldadığımda da devletin arkamda olduğunu biliyordum.

Ailemin yanıma ziyarete gelmelerini fırsat bilerek, kaldığımız yere roketli saldırı düzenlenirken, olayın etkisinde kalan oğlumun, yıllarca migren ağrılarını çekerken de devletin arkamda olduğunu biliyordum.

Yaralananları hastanenin bodrum katında lüks ışığında zorla ameliyat (Edilmese ölecekti) ettirilerek kurtarırken, devlete başkaldırı yapılan yerde PKK yı TELİN (Lanet) mitingleri yaptırırken, Nevruz u terör örgütünden geri alarak, adına uygun büyük bir coşku ile kutlanmasına katkı sunmak için, memleketimde ki Yüksek Okulun folklor ekibini davet ettiğimde, Cizre nin Folklor ekibini de memleketimde ağırlattığımda, devletin arkamda olduğunu biliyordum.

Beni imha etmek için üzerimde durduklarından, yola bağlı kalmadan (Mayınlama) temin ettiğim atlarla, gece gündüz bir kovboy gibi karakollarıma gerekli taktik, moral, motivasyon vermek için gidip gelirken de, devletin arkamda olduğunu biliyordum.

Cizre yi bir bütün olarak görerek, halkın yakasına bir kene gibi yapışarak kendi otoritesini kurmuş terör örgütünü söküp atabilmek için, Türkiye de ilk defa uygulanan polis bölgesinde PROTOKOLLA SORUMLULUĞUNU devir aldığımda da, devletin arkamda olduğunu biliyordum.

Güvenlik riskini göze alarak, köyde ki okulların açılmasını sağladığımda, halkın yüzünü güldürmek için CİZRESPOR u yeniden canlandırarak futbol ligine kazandırdığımızda da devletin arkamda olduğunu biliyordum.

Terör örgütünün lojistik üssü olmuş bazı kamu kuruluşlarını tekrar devlete kazandırdığımızda da.

Yıllardan beri ağalık, şeyhlik gibi nüfuzlarını kullanarak, halkın yakasına yapışmış başka bir kene gurubunun, ayrılıkçı tohumları körükleyerek başka devletlerin hesabına çalışanların etkinliğini kırdığımızda da devletin arkamda olduğunu biliyordum

Yoğun çatışma ve tuzaklara rağmen idari zayiatlar hariç çatışmalarda emanet aldığım tüm MEHMETÇİKLERİN ANALARINI AĞLATMADIĞIM da gururlanmış, işte o zaman devleti daha yakınımda hissetmiştim. Çünkü Mehmetçiklerime göre devlet sanki bendim.

PKK terör örgütünün rehin aldığı her şeyi tekrar geri alarak, devlete kazandırdığımızda, karşılıksız yaptığım bu hizmetleri karşılığında MADALYA ile onurlandırıldığımda devleti yanımda hissetmiştim.

Başka görevlere atandıktan sonra da yıllarca peşimi bırakmayanların plan ve listeleri, DİKKATLİ OLMAM İÇİN ÖNÜME KONDUĞUNDA DA devletin arkamda olduğundan hiç şüphem yoktu.

Ne olmuştu da yanımda arkamda olan devlet, birden bire beni bertaraf edeceklerin listesine alıyordu. Ben mi devlete ihanet etmiştim, yoksa devlete mi bir haller olmuştu?

Ben yaptıklarımla, devlete elinden alınanları tekrar kazandırdığımızda ihanet etmiş olamazdım. Herhalde devlete bir haller olmuştu da bizleri tanımıyordu. Bu durum ancak devletin el değiştirmesiyle izah edilebilirdi. Devletin bu el değiştirmesiyle o zamana kadar sinsice uyuyan ve mutasyona uğramış hücrelerin uyanmasıyla, kurulan gizli tanık tuzağıyla iki ayrı tarafta memnun edilmiş, bu sefer iki taşla bir kuş vurmuşçasına siyasi hesaplaşma öç alma davası başlatılmış oluyordu.

Tekrar müzakere konusuna dönecek olursak, ben de görevlerimi yürütürken terör örgütü liderleriyle görüştüm. Aramızdaki fark özel temsilci müzakere adı altında terör örgütünün taleplerini karşılamak için TC. Devleti adına görüşürken, ben de TC. Devletinin menfaatlerini korumak adına maddi gerçekleri ortaya çıkartmak için örgüt liderlerini sorguladım. ….

Dikkat ederseniz Sayın Temizöz “gizli tanık” tuzağından söz ediyor. Yani Şemdin Sakık’ın gizli tanık olduğunun henüz bilinmediği bir dönemde.

Şimdi elinizi vicdanınıza koyarak düşünün böylesi bir teröristin veya teröristlerin Cemal Temizöz gibi insanların yargılanması sürecinde tanıklık edebilmeleri reva mıdır değil midir? 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.