Okumadım, okumuyorum, okumayacağım

Geçen kanallardan birinde haberleri izliyorum. Bilindik bir haber tekrar sunuluyor bizlere. “kitap okuma sıralamasında 185 ülke içerisinde 80. filan olmuşuz”. Tabi haberi yapanlar olayı dramatik hale getirmekten geri kalmıyor. Röportajlar filan yapılmış. Kimi diyor kitap fiyatları pahalı, kimi diyor vaktim yok falan filan. Daha sonra muhabirimiz sazı eline alıyor. Efendim bu büyük bir eksiklikmiş, yok efendim kitap okumak teşvik edilmeliymiş diye. 
Şimdi diyeceğim o ki, bu işi neden kafanıza bu kadar takıyorsunuz. Kitap okumuyoruz diye niye bu kadar üzülüyorsunuz. Haberi yapana ve yaptırana sormak lazım “sen ne kadar okuyorsun”? 
Efendim aslına bakarsanız bizim temel toplumsal sorunlarımızdan biri (daha doğrusu marazlarımızdan biri) okumamaktır. Bu yüzyıllardan beri süren bir gelenektir adeta. Biz ki matbaa denilen icat ile yaklaşık 300 yıl sonra tanışmış bir ecdadın torunlarıyız. Bu 300 yıllık süre içerisinde elin oğlu cayır cayır kitap basıp okumuş. Bilgisini kültürünü medeniyetini ilerletmiş, biz ise 300 yıl boyunca el yazması kopyalarla kitap çoğaltıp kültürümüzü medeniyetimizi, bilgimizi ilerletmeye! Çalışmışız. İstediğiniz tarihçiye matbaanın neden geciktiğini bir sorun. Mantıklı bir cevap almanız mümkün değildir. Yok efendim katipler işsiz kalırmış gibi cevap da cevap sayılmaz tabii ki. Kısacası bunun cevabı yoktur. Baltacı Katerina meselesinin cevabını verir de tarihçiler bunun cevabını veremez. 
Osmanlı Kadı sicillerindeki tereke kayıtlarını (ölen kişinin eşyalarının liste halinde yazıldığı belgeler) inceleyen bir tarihçi olarak, içerisinde kitap bulunan tereke kayıtlarını çok az gördüm. Oranı ise %1-1,5’u geçmez. 
Bir trenin kompartımanına dört tane yurdum insanını yerleştirip 24 saat boyunca yolculuk yapmalarını sağlayın. Trenden indiklerinde ya akraba çıkmışlardır, ya da kanka olmuşlardır. Yani 24 saat boyunca habire sohbet muhabbet gırla gitmiştir anlayacağınız. Ne gazete ne de kitap okumak gelir aklına, bizim insanımızın. Okumaktansa sohbet etmeyi dinlemeyi severiz vesselam. Dini konularla ilgili bir şey mi öğreneceğiz. Gider cami imamına sorar öğreniriz. Tarihle ilgili bir şeyi mi merak ettik. Bilen birini bulup sorar öğreniriz. Aklımıza kendimiz okuyup öğrenelim diye gelmez. 
Dinimizle de övünürüz ama Allah-ı Tealanın ilk emrinin “oku” olduğunu göz ardı ederiz nedense. Çünkü işimize gelmez. 
Belki de biz kitabı boş vakitlerimizi değerlendirmek için yazılmış nesneler olarak gördüğümüz için okumuyoruz. Pişpirik veya okey oynamak, dedikodu yapmak, bilgisayarın başında geyik muhabbet yapmak mesaiden sayıldığı için olsa gerek. Değil mi yani?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.