MİLLETVEKİLİ MİLLETİN VEKİLİ Mİ?

Bu kez yazılara epey bir ara verdik. Ama dikkat ederseniz Türkiyede gündem pek değişmedi. Özellikle açılım konusu hala tartışılıyor. Hayırlısı bu hafta açıklanacak göreceğiz.
Bu hafta açılım konusundan ziyade geçtiğimiz hafta içinde dikkatimi çeken bir konuyu değerlendirmek istiyorum.

Bazı AKP’li milletvekilleri kendilerine hakaret ettikleri gerekçesiyle hürriyet gazetesi yazarı Yılmaz Özdil’i “Kırmızı Plaka” başlıklı yazısı üzerine mahkemeye vermişler. Gerekçe: Milletin vekilleri olarak kendilerine hakaret edilmesi. 
Dikkat edin “Milletin vekilleri” diyorlar kendilerine. Peki bir düşünün bu kişiler gerçekten milletin vekilleri mi diye?

Şimdi milletvekillerinin nasıl seçildikleri başka bir deyişle milletvekili olma sürecini şöyle bir tekrar düşünelim.

Milletvekili olabilmek için önce aday olmak istediğiniz siyasi partinin genel merkeze gidip dilekçe veriyorsunuz. (Aday olmak isteğiniz ile ilgili size oy verecek hemşehrilerinize danışmanız gerekmiyor). Sonra Parti genel başkanının sizi listeye koyması için kulis yapıyor ve bildiğiniz bütün duaları okumaya başlıyorsunuz. Eğer genel başkan beğenir ve itaat ve sadakatinizden emin olursa sizi listeye koyar ve siz de seçim bölgesine gidip çalışmaya başlarsınız.
Allah aşkına listeye girene kadar millet bu demokratik işleyişin neresinde biri çıkıp söylesin. Millet siyasi partiler genel merkezlerinin gönderdiği adaya oy vermek dışında ne yapabiliyor. Önseçim kavramı bir masala dönüşmüş durumda. 

Aslında aday olmayı düşünen kişi önce partisinin tabanında çalışacak. Parti üyeleri ve delegelerin taktirini kazanacak, aday belirlemenin olmazsa olmazı olan ve delegelerin oy kullandığı önseçimlerde başarılı olacak. Önseçimde belirlenen liste genel merkeze gönderilip onaylanacak. 

Milletvekilleri böyle tespit edilirse genel başkanların bir fonksiyonu yok dikkat ederseniz. Bu yüzdendir ki milletin vekilleri önseçim yerine merkez yoklaması ile tespit edilir.
Sonra seçilenler kağıt üzerinde milletin ama gerçekte genel başkanlarının vekilleri olurlar. Şöyle bir düşünün şehrinizden seçilen milletvekillerinden (bağımsızlar hariç) kaç tanesinin seçilmesi içinize sindi? Seçilenlenlerin hepsi halkın gerçekten sevdiği ve istediği adaylar mıydı? Hepsi de şehrinize üstün yetenek ve zekalarıyla hizmet edebilecek insanlar mıydı? Yoksa tombaladan çıkarcasına Ankaradan belirlenen kişiler miydi? 

Bu yüzdendir ki vekili oldukları şehirlerinin problemlerini çözmede aciz kaldıkları zaman boyunlarını büküp otururlar. O yüzden gıkları çıkmaz. O yüzden Mecliste seslerini yükseltip bangır bangır konuşamazlar. Çünkü gelecekleri veya kaderleri genel başkanlarının iki dudağı arasındadır. 

Bir sonraki seçimlerde hedef tekrar milletvekili olmak değil mi? O zaman uygulanacak yöntem belli. Genel başkana itaat ve sadakat gösterip saygıda kusur etmemek. Bunda bir beis de yoktur. Çünkü genel başkan çağın en büyük devlet adamıdır, çok zekidir, ne söylese haklı çıkan bilge bir kişidir. Ülkeye sağlayacağı katkılar vardır. Vs. vs. Bunları kalben tasdik ettikten sonra bu şirinlikleri yapmak da kolaylaşır elbet.

Durum böyle olunca seçime kadar kim ne yapacak milleti. Millet bu noktada bir işe yaramıyor ki zaten. Seçim olduğunda da vekil adayı, iki lafı bir araya getiremeyen biri olsa bile, millet birilerine oy vermeye mecbur kaldığından, oy verip vermemesi çok önemli de değil. 
Açılımın adının Demokratik olduğunu ısrarla yineleyen iktidar partisi mensuplarına şunu söylemek lazım siyasi partiler kanunu ile ilgili bir demokratik paket hazırlasınlar da bu konuda da bir açılım yapalım. Belki o zaman milletvekilleri gerçekten milletin vekilleri olurlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.