Mağduriyet Devam Ediyor

AKP iktidara geldiği ilk yıllarda basının üzerine gidiyordu. Özellikle de basın patronlarından şikâyetçiydi. Her fırsatta basın patronlarının hortumcu oldukları, siyasilere şantaj yaptıkları, toplumu manipüle ettikleri söylenip duruyordu. Uzun uğraşlardan sonra bu kadar şikâyetçi oldukları, basının ve patronlarının nefesleri kesilmeye başlandı. Önce Uzanlar, sonra Dinç Bilgin ve devamı gelmeye başladı. Artık herkes AKP’nin önündeki en büyük engelin kalktığı konusunda hemfikirdi. Artık Başbakan’ın bu konuda şikâyet etme hakkı kalmamış gibiydi.

İkinci şikâyet konusu üniversiteler, öğretim üyeleri ve tabii ki YÖK’tü. Neler söylendi neler. Üniversitelerin Çağdaşlık Atatürkçülük adı altında halk ve din düşmanlığı yaptığı bile söylendi. Neticede günümüzde hem YÖK başkanlığı hem de rektörler kendi istedikleri şekilde atanmaya başlanınca zafer kesinleşti ve şikâyetler kesildi. Artık bu konuda da iktidarın mazlum ve mağdur bir durumu kalmamıştı.

Gel zaman git zaman %50 oy aldığı bir iktidar döneminde Başbakan yine şikâyet etmeye başladı. İlginçtir %50 oy almasına rağmen AKP halen mağdur ve mazlum rolü oynamaya devam etmekteydi. Bu kez hedefte askerler vardı. Yan gelip yatıyorlar bile denmeye başlanmıştı. “Biz bu memleketi daha güzel idare ederiz ama şu askerler bırakmıyor” şikâyetleri ayyuka çıkmaya başlandı. Neticede o zamana kadar kamuoyunun gözünde güvenilirliği % 85-90’larda olan Türk Ordusunun Türk Halkı nezdinde itibarı düşmeye başladı. Ardından Ergenekon, Balyoz derken Ordu iyiden iyiye köşeye sıkıştırıldı. İktidar artık orduyu da basın gibi dize getirmeye muvaffak olmuştu. Mağdur ve mazlum olan artık iktidar değil askerlerdi.

Artık şikâyet edecek ne kaldı ki? Diyemeden mağdur iktidar yine mazlum edebiyatı yapmaya başladı. Bu kez şikâyetçi oldukları “Yargı”ydı. Hakim ve savcıların ne dini kaldı ne imanı. Vur vurabildiğin kadar. Şikâyet ettikleri yargı sanki bu ülkenin yargısı değilmiş gibi vuruyorlardı. Nihayet Yargıtay, Danıştay, HSYK derken bu konuda da iktidar net bir zafer elde etti ve yargıyı kontrol etmeyi başardı.

Türk Halkı iktidar için, “artık şikâyet edecek veya bunların mağduriyetine sebep olacak, elini kolunu bağlayacak hiçbir engel kalmadı bakalım şimdi ne icraat yapacaklar” diye beklerken, Başbakan geçen gün yine şikâyette bulundu. “Kardeşim ne demek bu kuvvetler ayrılığı kim getirmiş bunu” diye.

Haydaa siz değil miydiniz demokrasi adına orduya veryansın eden. Siz değil miydiniz demokrasi adına Basının, Yargının, Üniversitelerin üzerine giden. Yine siz değil miydiniz demokrasinin gereği diyerek teröristleri davul zurnayla karşılayan. Eee Demokrasinin olmazsa olmazlarından olan ve olmazsa demokrasinin de olamayacağı kuvvetler ayrılığı ilkesinden niye şikâyetçi oldunuz.

Başbakan şunları söylüyor: “Meclise bir konu getiriyoruz muhalefet partileri gereksiz şekilde itiraz ediyor ve süreci uzatıyorlar. Bu bizim için büyük zaman kaybı oluyor” Anlamayana ben izah edeyim. Yani Başbakan demek istiyor ki: Kardeşim ne gerek var muhalefete halk beni iktidara getirmiş mecliste çoğunluk bende, istediğim kanunu çıkarır yürürlüğe koyarım. Muhalefete gerek yok. Onlar sadece ayak bağı. Gereksiz yani. Bu sözler kuvvetler ayrılığı ilkesindeki yasama konusundaki Başbakanın tavrıdır.

Diğer kuvvet olarak yargıyı konuşmaya bile gerek yok. İktidarın ve dolayısıyla Başbakan’ın yargıyla ile ilgili görüşlerini hepimiz biliyoruz. O’na göre yargının görevi, iktidara yakın olup, iktidarın yan kuruluşu gibi çalışmaktır. Varın gerisini siz hesaplayın.

Basın konusunu ise tartışmaya bile gerek yoktur. Başbakana göre basının görevi iktidarın icraatları allayıp pullamak ve kendisini büyük devlet adamı olarak lanse etmekten ibarettir.

Kısacası Başbakana göre iktidara gelen Partinin Genel Başkanı direkt olarak diktatör olması gereklidir. Bu Türkiye Cumhuriyeti için büyük bir kazanım olacaktır. Ama bir şartla iktidara gelen partinin AKP, Genel Başkanının da R. Tayyip Erdoğan olması şartıyla.

Ne güzel değil mi? İktidarda olduğun on yıl boyunca her şeyden şikâyet et ve bütün şikâyet ettiklerinden kurtul. Ama yine de elim kolum bağlı de ve mağdur rolüne ısrarla devam et.

Kuvvetler ayrılığı ilkesi şikâyet konularının zirvesidir. Bundan sonra ne gelir ben de çok merak ediyorum. 

******

Evet okuyucularımız mutlaka hatırladılar, bu yazı geçen yıl Mayıs ayında yazdığımız köşe yazısıydı. Dikkat ederseniz son cümlede şunu soruyoruz. Bundan sonra ne gelir ben de çok merak ediyorum? Diye. Evet merakımız son iki aydır giderildi. Yine bir seçim öncesindeyiz yine her zaman olduğu gibi, AKP ve Başbakanımız bu kez de Gülen Cemaati tarafından mağdur ediliyor. Halen daha inanıyor ve acıyorsanız oy vermekte serbestsiniz.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.