İstifa Bazen Erdemdir

Son günlerde istifa denince akla iki isim geliyor biri Galatasaray başkanı Adnan Polat, diğeri ÖSYM Başkanı Ali Demir. Fenerbahçeli olduğum için Galatasaray’ın iç işlerine karışmayıp, istifa konusundaki yazımın girişini ÖSYM’den yapayım.

ÖSYM’ye. 20.000’in üzerinde öğrenci itiraz dilekçesi vermiş. Gece yarıları adaylar telefonla aranıyor, hata yapmışız hata düzeltildi deniyor. Yeni sonuçlara bakılıyor kimi beklediği puanı almış kimi daha fahiş hatalarla karşılaşıyor. Yani tam bir karmaşa ve kaos yaşanıyor. Kimsenin ÖSYM’ye ve başkanına güveni kalmamış. Yüksek puan alanlar bile tedirgin halde. 

ÖSYM başkanı ise ortalarda yok. Düşünsenize yeni başkanı şaibe iddiasıyla sarsılan kurumun başına çekidüzen versin diye getiriyorsunuz, ama işler daha şaibeli hale geliyor. 
Yapılması gereken nedir? Başkanın istifa etmesi. 

Aileler ile birlikte 5-6 milyonu mağdur eden bir skandaldan, ÖSYM başkanını atayan ne hükümet ne de Cumhurbaşkanlığından başkanın istifası ile ilgili ses seda çıkmıyor. Sanki adam melek!
Şunu düşünmek lazım istifa ne zaman gereklidir. Böyle bir kavram niye vardır. 

Devlet bir kurumun başına birini atar. Beklenti, işleri yolunda yürütsün, harama el uzatmasın, işlerin hakkını versin, emrinde çalışanlar varsa haklarını gasp etmesin- gasp ettirmesin.

Atanan kişi bütün bu sorumlulukları yerine hakkıyla getirir de kendini atayanlardan birileri tarafından haksızlık yapmaya zorlanırsa veya hırsızlık yapılmasına müsaade etmesi istenirse işte bu durumda istifa düşünülür. Namuslu bir bürokrat “lanet olsun makama” diyerek bunları yapacağıma istifa ederim der ve eder. 

Diğer taraftan tayin edildiği görevini layıkıyla yapamadığında, bu yüzden hem başındaki kurumun hem de çalışanlarının gereksiz yere mağdur edildiğini gören bürokratlar için de istifa en kesin çözümdür. Ancak bu da basiret ve feraset ister. 

Öte taraftan bürokrat bu feraset ve basiretten yoksunsa ve makamın kendisine şahsiyet kattığını zannediyorsa istifa etmenin bir erdem olacağını düşünemez bile. Sorumlu olduğu kurum batıyormuş, çalışanlarının hakkı kendi beceriksizliği yüzünden gasp ediliyormuş umuruna bile gelmez. Hele bir de etrafındaki yalaka takımı da onu menfaatleri icabı pohpohlamaya devam ediyorsa istifa etmemek için hep bir bahane bulur hale gelir. Mesela “Aslında ben çok akıllı ve zekiyim bu işi benden iyi bilen de yok, ama şu-bu sebeplerden dolayı beni rahat bırakmıyorlar ki hizmet edeyim” demeye başlar 

Düşünün şöyle bir. Böyle bir bürokrat yüzünden kurum rezil olmuş, çalışanlarının çoğu mağdur olmuş durumda iken istifa edilse o beceriksiz bürokrat belki de bir kahramana dönüşecek. Ama dediğimiz gibi o makam öyle tatlı geliyor ki bazılarına, zannediyorlar ki analarından doğmuş da birileri o koltuğa oturtmuşlar kendilerini. Tapulu malları olmuş o makamlar. Makamında bir gün fazla kalmayı bile kar hanelerine yazarlar.

Aslında doğru olan bürokratın oturduğu makamdan şahsiyet veya kimlik kazanması değil; o makama kattığı kimlik ve şahsiyettir. Yoksa her makamın başına kimi getirirseniz getirin işler bir şekilde yürür. Mesele devraldığınız kurumunuzu bulunduğu durumdan daha iyi bir seviyeye getirip teslim etmektir. Atalarımızın bir sözü vardır sizin de hoşunuza gideceğini tahmin ediyorum. 

Asiyab-ı ( Değirmen) devleti beceriksiz adam da olsa döndürür, Lakin beceriksiz adam gibi döndürür. (Bu ata sözünde biraz değişiklik yaptığımı söyleyeyim)

Sözün sonu; makamın hakkını vermekten aciz hale geldin mi, istifa erdemdir ve elzemdir. Tabi ki anlayana.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.