İmralı’da Şeffaf Görüşme

Evet kıymetli okuyucularımız 30 yılı aşkın duçar olduğumuz terör belasından veya PKK belasından kurtulma ihtimalimiz belirdi çok şükür!

 

Bu hafta iki BDP’li milletvekili ve bir avukat uzun bir süreden sonra Apo ile görüştüler. Dışarıya yansıyan şu: Artık görüşme süreci gizli olmayacak, şeffaf olacak. Ne güzel, çok mutlu olduk vallahi. Ya gizli yapılsaydı ne olacaktı halimiz diye şükredelim bari!

 

  Görüşme aslında bir sürecin başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Terörü bitirme süreci yani. Tabi bu konuda en büyük katkıyı yapması beklenen kişi de malumunuz olduğu üzere PKK’nın kurucusu olan Abdullah Öcalan. Ne garip değil mi?

 

Otuz yıl boyunca verilen binlerce şehidin, binlerce masum insanın ve binlerce kandırılmış Kürt gencinin ölümüne sebep olan PKK terör örgütünün kurucusu olduğu için doğal olarak müsebbibi olan Abdullah Öcalan’dan koca Türkiye Cumhuriyeti medet umar hale geldi. Türkiye’yi bu duruma düşürenler bunun vahametini görmekten aciz olsalar gerek bu yeni müzakere sürecini neredeyse büyük bir adım veya başarı olarak göstermenin gayreti içerisindeler.

 

Yazık , yazık ki çok yazık. Bu devleti bu hale düşürenler umarım ileride bunun hesabını verirler.

 

Kendilerini akıllı zannedip bu terörist başıyla görüşme sürecini başlatanlar ava giderken avlanacaklarını halen bilmeyecek durumdalar. Onlar zannediyor ki işler zaten bizim kontrolümüzde. cezaevindeki adam bizi nasıl yönlendirecek diye düşünüyorlar herhalde.

 

Öcalan’ın karakteri ve çapı hakkında en ilginç bilgileri “Apo’yu Nasıl Sorguladım” adlı kitabında, Emekli Albay Hasan Atilla Uğur veriyor. Şöyle diyor Uğur:

 

1999 yılında yakalanan Apo, bugünkü Abdullah Öcalan’dan son derece farklı bir kişiliktir.

 

Öcalan bugün devletin en üst birimleri ile pazarlık yaptığını, mutabakatlara vardıklarını, hükümet sözünü tutmazsa asıp keseceğini söyleyebilmektedir. Her türlü dayatmayı yapmaktadır.

 

Apo’nun en büyük özelliklerinden biri konuştuğu insanların bilgi, görgü ve niyetlerini kısa sürede tahlil edebilme yeteneğidir.

 

1999’da teslim edildiğinde, sorgu ve mülakat sürecinde bizi tartmış ve tavrını ona göre belirlemiştir.

 

Sonraki dönemde ise MİT’in iki numaralı ismi Emre Taner ile görüşmüş, sözde açılımın temellerini atmıştır. Apo kendisi ile muhatap olan kişinin makamını ve niyetini iyi tahlil etmiş, kendi tavrını ona göre belirlemiştir.

 

Açılım kararıyla şov yaparak Habur’dan üniformalarıyla yurda giren teröristler ayaklarına kadar gelen hakim ve savcılarca serbest bırakıldılar. Şehit yakınları ve gazilerimizle birlikte bütün Anadolu kan ağladı.

 

Enterasan olanı gelen teröristlerin hiç birisi, “ben pişmanım, teslim olmaya geldim” falan da demiyordu. “önderliğin (Apo’nun) talimatı üzerine geldim ve PKK’lıyım” diyorlardı.

 

20 Ekim 2009 tarihinde İçişleri Bakanı Beşir Atalay açıklama yapıyordu “ Eve dönüş demokratik açılım sürecinin bir safhasıdır” diye açıklama yapıyordu…….

 

Soros tipi fonlardan beslenen vakıfların omurgasız ve dönek tipleri Apo’yu”onsuz olmaz” konumuna getirmek için adeta çırpınıyorlar.

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içerisinde bir cezaevinde yürürlükteki ceza kanununa göre verilmiş cezasını çeken bir kişiyi bu duruma getirenler önce bu dünyada sonra da ahrette hesap vereceklerdir. Bundan kaçış yoktur.

 

Bu topraklar dünyanın diğer ülkelerinden birkaç misli fazla hain çıkarsa da bu oyun tutmayacaktır.

 

Evet okuduğunuz satırlar, Türkiye’de Apo’yu belki de en iyi tanıyan kişilerden birinin cümleleridir. H. Atilla Uğur Apo’nun akıllı bir adam olduğunu karşısındakinin zafiyet gösterdiğini anladığı anda bunu en iyi şekilde değerlendirebildiğini kesin bir şekilde söylüyor.

 

Açılım sürecinde ve Oslo görüşmelerinde ava giderken avlanarak her şeyi yüzlerine gözlerine bulaştıran acemiler mangası yine iş başında. Ama sonuç belli; ava giden yine avlanacak.

 

Öcalan’ın yaklaşık 10 yıl önce yasadışı yayınlanan iki ciltlik kitabındaki öngörüleri, beklentileri, stratejileri maalesef safha safha gerçekleşiyor. Buna karşılık Türkiye Cumhuriyeti de sürekli köşeye sıkışıyor. Bu nasıl bir tezattır anlamak mümkün değil. Adeta kurtla kuzu, kediyle fare yer değiştirmiş misali.

 

Basiret ve feraset sahibi olup, bunları görüp, anlayıp, idrak edip bir şeyler yapamamak bu ülke insanının tamamının değilse de bir kısmının, kahrolmasına sebep oluyor. Keşke bizler de kör kütük cahil, hiçbir şeyden haberi olmayan, olsa da umursamayan gamsız kedersiz insanlardan olsaydık da bu çaresizliği yaşamasaydık.

 

Ne diyelim, bizi bu çaresizliğin içerisine düşürenler utansın.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.