Hangi Osmanlı

Son zamanlarda bir Osmanlı modası başladı. Özellikle Arap coğrafyası ve Balkanlarda Türkiye Cumhuriyetinin ilerleyen yıllarda Osmanlı Devleti benzeri bir etki oluşturacağı iddia edilir oldu.
Tabi bu söylemler herkes gibi bizi de heyecanlandırır. Üç kıtada hüküm süren, Akdeniz’i Türk gölüne çeviren bir devletin tabi ki özlemini duyacağız. Keşke Türkiye Cumhuriyeti de Osmanlı gibi olsa diye beklenti içerisine gireceğiz. Bu gayet tabiidir. Zaten olmazsa bizim düşüncemizde bir sakatlık var diye şüphelenmemiz gerekir.  
 
Ancak kazın ayağı öyle değil. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti o bizim özlemini duyduğumuz Osmanlıdan çok çok geridedir. Osmanlı gibi olabilmesi için de epeyce bir fırın ekmek yemesi gereklidir.  
 
Nedenmiş o? Diyebilirsiniz. İzah edeyim.
Öncelikle bizim hayranlıkla okuyup öğrendiğimiz ve iç çekip özlemini duyduğumuz Osmanlı 15-16. Yüzyıl Osmanlısıdır. Bu dönemin Osmanlısı olabilmek için çok fırın ekmek yemek lazım diyoruz.  Ben söyleyeyim siz düşünün.  
 
Diğer Devletlerin Kralları, imparatorları vs. Padişaha denk sayılmazlardı. Onların dengi Devletin Sadrazamıydı. Hatta bazen bu devletlerle yazışmalar Sadrazam düzeyinde bile yapılmaz Beylerbeyleri (Valiler) vasıtasıyla yürütülürdü. Şimdi bunu günümüze uygulayıp hayal edin. ABD Başkanı Ankara’ya geliyor ve Cumhurbaşkanı ve Başbakanla görüşemeden müsteşarlarla bakanlarla görüşüp dönüyor. “Günümüz diplomasisinde böyle bir şey olmaz” demeyin. O zaman da yoktu. Ama Osmanlı Devleti bunu uzun müddet Avrupa Devletlerine kabul ettirmişti. Bugün ABD’nin bile yapamadığı bu uygulamayı sıkıysa şimdi de yapın görelim. 
 
Diğer bir örnek denizcilikten. Akdenizde seyreden Avrupa Devletlerine ait gemiler bir Osmanlı gemisine (askeri veya ticari gemi fark etmiyor) rastladıklarında hemen yelkenlerini indirip (bu selamlama ve saygı duyma manasındadır) beklemeye başlarlar Osmanlı gemisi geçip uzaklaştıktan sonra yollarına devam ederlerdi.  
 
Diğer bir örnek: Yavuz Sultan Selim Memluklarla savaşı kazanmış Mısır’ı fethetmiştir. Daha Mısırdayken Hicaz Emir’inin elçisi gelir ve bir mektup sunar. Mektupta Hicaz bölgesinin de Osmanlı’ya katılmak isteği yazılıdır. Yani bugünkü Suudi Arabistan coğrafyasını Osmanlı bir mektupla kendi ülkesine dahil etmiştir. Diğer taraftan çeşitli devletlere yazılan mektuplarla devletlerin politikaları, yöneticileri değiştirilmiştir.  
 
Şimdi bir düşünün Türkiye Cumhuriyeti bu kudrete ihtişama sahip midir? diye. 
Sahip olmadığını hemen anlamışsınızdır diye zannediyorum. Peki, bu kudrete ne zaman sahip olabilir? Sorusunun cevabını da kendiniz verin artık.  
 
Şu küçük çaplı birkaç örnek bile bizim Osmanlı gibi devlet olmak için ne kadar çaba harcamamız gerektiğini bize göstermiyor mu? 
 
Kendi otomobilini üretemeyen, bilgisayar cep telefonu bile imal edemeyen, belli başlı ürünlerde patenti bile olmayan ve yüzyıllardan beri en önemli ihracat kalemi fındık, fıstık, üzüm olan Türkiye Cumhuriyeti nasıl Osmanlı gibi olacakmış ben de merak ediyorum.  
 
Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmek için imal ettirdiği toplar o dönemin en modern ve etkili silahlarıydı. Yani çağımızın F 16’ ları Cruze ve Tomahawk füzeleri ne ise Fatih’in topları veya Osmanlı teknolojisi oydu. Bu bakımdan okumadan, bilgi sahibi olmadan, teknoloji ve sanayi mamulü üretmeden patent sahibi olmadan bir ülke değil dünyaya, bölgesine bile etki edemez. Bu bakımdan anlatmakla bitirilemeyecek 15-16. Yüzyıl Osmanlısı gibi olmak zor. Ama isterseniz 18-19. Yüzyılların Osmanlısı olabiliriz. O çok kolay. İsterseniz bunu da başka bir yazıya bırakalım. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.