GÖZÜMÜZ AYDIN; HARPUT’U ÇEKÜL KURTARACAK

Elazığlılar havanda su dövüyor demiştik ya. Şimdi ondan beterini de yaptılar helal olsun. Geçtiğimiz günlerde yapılan ve Elazığ Mimarlar Odasının tertiplediği Harput mimarisi konulu toplantıdan söz edeceğiz. Konu çok güzel değil mi. İnsan bekliyor, şu bizim Harput’un demek ki bir mimarisi varmış bunlar bu toplantıda ortaya çıkarılacak diye. Siz hayal kurmaya devam edin birileri alttan alta Harput’u sizden önce sahiplenecekler.

Bu satırların yazarı, yani şahsım, Osmanlının son 150 yılındaki Harput’unu ve çevresini tarihi açıdan (hiç tevazu göstermemize gerek yok) en iyi bilen kişilerden birisidir. Peki toplantıda konuşmacı olarak var mıyım? Yokum. Peki 16. Ve 17. Yüzyıllarda Harput tarihi konusunda otorite olan diğer bir ilim adamı Prof. Dr. Mehmet Ali Ünal var mı? Yok. Peki kimler var diye bakıyoruz. Fırat Üniversitesi Tarih Bölümünden üç öğretim üyesi (ki uzmanlık alanları Harput değildir ) Çekül Vakfının başkanı Prof Dr. Metin Sözen ile bazı idarecileri ve ismini hiç duymadığımız bazı kişiler.

Peki Çekül Vakfı ne iş yapar? İşte burası çetrefilli. Çekülle ilgili iddialar akıllara durgunluk verecek derecede. Çekül vakfı ve icraatından iki örnek verelim, konu daha anlaşılsın.

Bursa tarihimizde önemli şehirlerimizden. Osmanlı’nın da ilk başkenti. 2000 yılında Bursa’da “Tarihi Kentler Birliği” adı ile bir takım belediyeler bir araya geliyor. Gaye, yerleşimlerinde ki “tarihi” bulmak ve sahip çıkmak olarak özetlenebilir. Buraya kadar her şey normal görünüyor. Geçmiş tarihi devlete sahiplendirerek restore ettirmek ile tarih bilincine sahip çıktıklarını düşünüyoruz. Peki, işler öyle mi oluyor?

Tarihi kentler Birliğinin amacı, tüzüğünde nasıl yazıyor?:

“Birliğin Amacı: Madde 5- Avrupa Birliği Aday Üyesi olan Türkiye’nin de kurucusu olduğu Avrupa Konseyi’nin ‘Avrupa: Bir Ortak Miras’ kampanyasının 25. yılı kapsamında oluşturduğu Avrupa Tarihi Kentler Birliği’nde Türkiye’nin de temsilini güçlü ve etkin bir şekilde sağlamak. Tarihi kentleri bir araya getirmek ve bu Kentler arasında kentsel, kültürel ve doğal mirasın bir ‘Ortak Miras’ kavramıyla korunması ve yaşatılması için Tarihi Kentler Birliği-kurulmuştur. “(ÇEKÜL-İnternet Sitesi-Tarihi Kentler Birliği)

Birliğin tabi üyeleri, “ MMOB Mimarlar Odası, ÇEKÜL Vakfı, UNESCO Milli Komitesi “

Bahsi geçen, tarihi kentler Birliği’nin Türkiye’de ki en önemli ayağı ÇEKÜL. Çevre ve Kültür Değerlerine sahip çıkan bir kuruluş(!) 18 Ocak 2008’de kendisine, Kültür bakanlığının, “Kültür ve Sanat Büyük Ödülü” verildi, Abdullah Gül tarafından. Demek ki Çekül Başkanı Metin Sözen, “Kültür Eserlerimize “ sahip çıkıyormuş.

Prof. Dr. Metin Sözen, ÇEKÜL’ün başkanı. Tarihi kentler Birliği Projesi ise ÇEKÜL’e ait. ÇEKÜL, gerektiğinde daha alt birim dernekler ile işbirliğine giderek, Anadolu’yu Avrupalılaştırıyor. Yapılanlar yasal ve devletin her kademesi projelere dâhil ediliyor.

ÇEKÜL VAKFININ VATAN VE MİLLET ADINA YAPTIĞI HİZMETLERDEN İKİ ÖRNEK

1: İzmir Basmane’de terk edilmiş durumda ve çatısı yıkılmakta olan, tarihi AYA VUKLA Kilisesi'nin Kültür Bakanlığından kullanım tahsisinin alınarak, kültür ağırlıklı aktivite merkezi oluşturma projesi ( Kordon Derneği Projesi)

Neresidir Aya Vukla Kilisesi?

Yunanlıların İzmir'i işgali sırasında Rum çetecilerin örgütlenme yeri ve silah deposu olarak kullanılan bu kilise ve çevresinde, birçok Türk burada alınan kararlarla katledilmiştir. İşgal altında ki İzmir’de yaşanan bütün kanlı hadiseler de Aya Vukla Kilisesinde yapılan toplantıların payı vardır. Bu kilisenin restore edilerek kültür ya da dini hayata tekrardan dönüştürülmesi, İzmir’de katledilen Türk insanının dökülen kanını hiçe saymak olacaktır bir. Türk Devletine başkaldırı niteliği taşımaktadır iki.

2: Kastamonu’da ÇEKÜL projesi.” Kastamonu Akmescit Mahallesi’nde kente egemen bir tepe üzerinde geleneksel dokunun yoğun şekilde varlığını duyurduğu bir noktada bulunan 1881 yılında “Papaz Okulu” olarak yaptırılan Kırkodalı Konak Kastamonu Valiliği tarafından ÇEKÜL Vakfı’nın destekleriyle “Çevre Kültür Evi” olarak yeniden ele alınmış bulunmaktadır

Evet, devlete “ Çevre ve Kültür Evi” adı altında, bir papaz okulu restore ettiriliyor. Çekül Vakfı’nın diğer projelerinin de bundan çok farklı değil. Peki, Türk Devletinin valisi, projeye onay veren diğer yetkililer ne yapıyor? Papaz Okulu yerine şu Türk konağı olsun diyemiyorlar mı? Demiyorlar mı?

Çünkü Kastamonu’da 250 civarında tarihi konak varken ve bu projeyi devlet üstlenecekse, niye 1881 tarihinde Papaz Okulu olarak kullanılmış ve Pontus faaliyetlerinin içinde bulunmuş bir yer restore ediliyor? Türk Kültür hayatına hizmet böyle mi edilir?

ÇEKÜL’ün aslında tüm projeleri öncelikle ve evveliyatla Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce, Anadolu’da ki azınlıklara ait yapılaşmayı bulup çıkarmadır. Bunun için AB şemsiyesi altında, “Avrupa’nın izlerinin Anadolu’da” bulunup, parlatılmasını sağlamaktır. Tarih Vakfı ve çeşitli Alman Vakıflarının bu kapsamda ki projelerini birlikte yürütmektedirler. Amerikan Rockefeller Vakfı ve benzeri vakıfların sponsorluğunda, ne olup bittiğinden habersiz Türk insanlarını da yanlarına alarak hedeflerine yürümektedirler.

Elbette Vakfın Türkiye’nin menfaatlerine olan çalışmaları da vardır. Bundan eminiz. Ama yukarıda sadece ikisini verdiğimiz örneklerin çokluğu da bizi endişelendirmektedir.

Nasıl endişelendirmesin. Elazığ’daki toplantıdan önce yapılan resim sergisinde Ermeni çetecilerin resimleri sergilendi. Bu resimdekiler Harputlu Ermeni aileler olarak isimlendirildi. Bazı resimlerin arka fonunda Armenian (Ermenistan) yazdığı da görüldü. Buna tepki gösteren Üniversitemiz Tarih Bölümünden meslektaşlarımızdan biri iki gün sonra Agos Gazetesinden aranıp niçin tepki gösteriyorsunuz diye hesaba çekilmeye çalışıldı. Bunu aynı şekilde iki ulusal gazetenin muhabirlerinin arayıp sorması takip etti. Şimdi ben merak ediyorum bu resimlere kimin tepki gösterdiği ve telefon numarasını Agos Gazetesi yetkililerine kim verdi ve bunları nereden öğrendiler.

Ertesi gün Harput’tan eski resimler sunusunda konuşmacı Harput’ta Ermeni ve Müslüman nüfus fifty-fifty (yarı yarıya) dir. Demesine ne diyeceğiz peki.

Toplantıyı organize edenlere soruyorum. Sizin Harput Tarihi konusunda hiç mi bilginiz yok. Yoksa böyle olması işinize mi geliyor? Nüfus konusunda bu fikri ortaya atan şahıs ile sunuyu beraber yapan ve hemşerimiz (!) olan Tarih öğretmeni Mustafa Balaban’ın neden bu iddiaya sesi çıkmadı.

Onlara göre Harput’ta Ermeni Nüfusu yarı yarıya olarak iddia edilebilir. O zaman ben doğrusunu söylüyorum. Harput şehir merkezinde Ermeni nüfus ortalama % 27-30 civarındadır. Bu husus arşiv belgelerinde, şer’iyye sicillerinde ve Mamuratü’l-Aziz salnamelerinde açıkça yazmaktadır. İlave olarak dönemin Avrupalı yazarları ve seyyahları bile nüfusun yarı yarıya olduğunu yazmamışlardır. Sadece 1883 yılı salname kayıtlarında Ermeni Nüfusun %40lara çıktığı görülür. Bunun da sebebi nüfuslarının büyük çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu Hüseynik ve Saray bölgelerinin Harput şehri nüfusuna dâhil edilmesidir. 19. Yüzyılın ikinci yarısına ait Harput’un nüfus ile ilgili verilerine bakılırsa, özellikle 1880’lerden sonra Harput’un varoşları olarak kabul edebileceğimiz yerlerdeki Ermeni nüfusu sistemli bir şekilde Harput merkezine yerleştirilmiştir. Bu dönemde Harput Vilayeti sınırları içerisinde değişen veya artan bir Ermeni nüfusu söz konusu değildir. Buna ilave olarak Misyoner okullarının açılması ve bu okullara çevre vilayetlerden çocukların getirilip yatılı okutulması Ermeni nüfusunu az da olsa artıran diğer bir husustur. Ancak bütün bunlar açık seçik biliniyorken nüfusun yarı yarıya olduğu iddiasını ortaya atmakla ne amaçlanmaktadır. Acaba Mustafa Balaban ve arkadaşı bu bilgiye nereden ulaştılar? Ellerinde başka bir belge var da biz mi bilmiyoruz. Yoksa biz ortaya bu lafı atalım itiraz eden olmazsa kabul edilmiş demektir diye mi düşündüler?

Diğer taraftan Çekül Vakfının internet sitesine girin bu toplantıyla ilgili habere bir bakın (www. cekulvakfi.org.tr ). Elazığ Mimarlar Odası Başkanı Harput’la ilgili bilgi veriyor. Diyor ki: “….Harput’ta 9 kilise 8 Cami, 11 mescit türbe çeşme, han hamam vardır..” Evet, inanmıyorsanız girin internete bakın. 8 cami 9 kilise. Mescitlerle türbe birleştirilmiş. Sayın Mithat Coşkun sorsaydınız söylerdik, Harput merkezinde sadece (bilinen) 22 Cami olduğunu. Tabi ki mescidin de nihayetinde cami ile aynı anlama geldiğini. Kilise sayısını da doğru söylemişsin ama misyonerlerin 20. Yüzyılın başında yaptıklarını da dahil ederek. 8 Cami 9 Kilise var deyince ne olur biliyor musunuz Harput bir Ermeni şehridir Müslümanlar azınlıktadır. Demek olmuyor mu? Gerçekten bir Elazığ çocuğu olarak yoksa siz de Mustafa Balaban gibi bu bilgilerin doğru olduğuna mı inanıyorsunuz.

Yazacak çok şey var ama konuyu burada noktalamak istiyorum. Bu yazıyı yazdıktan sonra gelen olumlu-olumsuz tepkilere göre yeniden yazmayı düşünüyorum. Yoksa kendi şehrine sahip çıkmayan insanlara bizim gibilerin verebileceği hiçbir şey olamaz. Zira Harput şehri Tarihi açıdan Türkiye’de üzerinde en fazla çalışmaların yapıldığı şehirlerin başında gelir. Merak eden varsa gelsin bunları bizzat anlatırız.

Maksat Mimari ama ortaya çıkan ne olacak ileriki günlerde göreceğiz. Umarım bir ara Mardin’i bir Süryani şehri, Trabzon’u Pontus şehri yapmaya çalışanlar (ki Mardinlilerin ve Trabzonluların çabaları sonucu bu planlar bozuldu) bu kez Harput’a el atmasınlar. Tut ki attılar o zaman karşılarında bizi bulurlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.