Fincancı Katırları Ürktü, Operasyon Başladı

 

Gözünü sevdiğimin Türkiye’si. Dünyada bizimki gibi bir ülke vallahi yoktur. Bir ülkede gündem bu kadar sık ve çabuk değişir mi?

Türkiye ise değişir.

Bütün Türkiye Televizyonlara, gazetelerin web sayfalarına kilitlenmiş olan biteni takip etmeye çalışıyor. İlk başta neler olduğuna dair hiç kimsenin fikri yoktu. Ancak kısa bir müddet sonra iş anlaşıldı. Hükümet içindeki gizli hükümet dışarı çıkmış hükümetin kendisine müdahale ediyordu.

Dikkat edilirse operasyon, daha önceki Ergenekon, Balyoz, Şike operasyonlarına çok benziyordu. Soruşturma gayet gizli ve derinden sürdürülmüş sabahın köründe sanıkların kapılarına dayanılmıştı. Hele gözaltına alınanların içerisinde bakan çocuklarının olması da ayrı bir gizem katıyor operasyona. Bakan çocuklarının olması çok şaşırtıcı değil şimdiye kadar ne genelkurmay başkanları, ne generaller, ne siyasetçiler, 25 milyon taraftarı olan ne kulüp başkanları, ne tarikat şeyhleri gördük. Bakan çocuğuna mı şaşıracağız.

Esas şaşırtıcı olan AKP ile Cemaat arasındaki çekişmenin bu boyuta gelmesidir. Hiç kimse bu çatışmanın böyle bir noktaya geleceğini tahmin edemedi de o yüzden şaşırdık.

Aslında 2002 de başladı her şey, ne kadar güzel ve hayırlı bir başlangıçtı. Önce basın susturuldu. Emniyet Müdürlüğü kadrolarına itina ile birileri doldurulup kadrolaşıldı. Sonra sıra Cumhurbaşkanlığına geldi O makam da sağlama alındıktan sonra sırasıyla YÖK ve Adalet Bakanlığı kadroları yandaşlarla dolduruldu. Bu güç ve kudretle Ergenekon ve Balyoz davalarıyla orduya diz çöktürüldü. Bütün bu yapılanların adı da konmuştu. “Vesayet dönemini bitirmek”. Bütün bunlar yapılırken siyasi ajitasyondan da geri durulmadı. Sürekli mağdur edebiyatı yapıldı.

Oylar % 50’ye gelmiş her şey güllük gülistanlıkken şimdi bu kavga nereden çıktı.

Bu kavgaya çok şaşırmamak gerekir. AKP iktidarı esasına bakarsanız bir koalisyondur. Bu koalisyonun en güçlü iki gurubu arasında şu anda bir ayrışma oluşmuş durumda. AKP kurulmadan önceyi hatırlarsanız Milli Görüşçülerle, Hoca Efendi Cemaatinin biri birlerinden pek hazzetmediklerini de bilirsiniz. Cemaat, DYP’yi, ANAP’ı hatta DSP’yi bile desteklemiş ama hiç Refah veya sonraki Saadet partilerini desteklememişti. AKP ile ne olduysa oldu anlaştılar birlikte bir yola çıktılar.

Bu iki grubun arasının bozulması ile ilgili her şey Tayyip Erdoğan’ın dış politikada takip ettiği siyasetin değişmesi ile başladı. Çözüm süreci politikası da buna dahil edilmelidir. Bu politika değişimi özellikle ne Avrupa Birliği ne de ABD tarafından uygun görülmedi. Hatta Erdoğan’ın son ABD gezisi sonrasında çoğu gazetede ABD’nin Erdoğan’dan desteğini çektiği yazıldı çizildi. Bu gizli kapaklı bir şey de değildi.

Özellikle ABD Türkiye’nin İran’la olan ticari ilişkilerinden de son derece rahatsız olduğunu her fırsatta dile getirmekteydi. Reuters haber ajansının bu ticari ilişkilerle ve dolayısıyla bugün gözaltında olan İranlı iş adamıyla ilgili bir çok haberler yaptığını da söyleyelim.

Fincancı katırlarını ürkütmek diye bir tabir vardır. Neticede birileri ürkütüldüğünden dolayı AKP hükümeti kendi koalisyon ortağı tarafından şu an itibariyle bir operasyona tabi tutulmuştur.. Rüşvet alınmış verilmiş olabilir. Ama bu bugün mü akıllarına geldi.

AKP iktidarının sütten çıkmış ak kaşık olmadığı gerek muhalefet gerekse bazı medya organlarında dile hep getiriliyordu. Deniz Feneri gibi mızrağın çuvala sığmadığı bir dava bile unutturuldu gitti. Bu cevval güvenlik birimlerimizin aklına yeni mi geldi birileri rüşvet aldı diye.

Operasyonun dayanağının rüşvet meselesi olmadığı gayet açıktır. Mesele küresel güçlerin uygun gördüğü politikayla ters düşecek politikaları uygulamaya geçiren veya uygulamaya çalışan Tayyip Erdoğan’ı dize getirmektir. Tabi on iki yıllık iktidar süresince verilen açıklar ve gösterilen zaaflar Tayyip Erdoğan’ın karşısındaki güçlerin elindeki en büyük koz olmaktadır. Sen doğru ol eğri belasını bulur demişler. Ancak AKP iktidarının o kadar eğrisi çok ki, karşı taraf pek zorlanacağa da benzemiyor.

Bu hadise iç politik bir çekişmeden ibaret değildir. Olan biteni daha iyi analiz edebilmek için öncelikle Dünya siyasetine bakmak lazımdır. Küresel güç, küresel sermaye nedir? Kimler küresel gücü veya sermayeyi oluşturmaktadır? Türkiye’de küresel gücü temsil eden kurum, kuruluş, organizasyonlar hangileridir? Bunları bilirseniz her şeyi kabak gibi görürsünüz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.