Fatih ile Çandarlı’dan, Başbakan, Cemaat Çekişmesine

Sultan II. Murad döneminde Çandarlı Halil Paşa ve onun gibi bazı Türk kökenli Paşalar devlet içerisinde oldukça güçlenmişlerdi. Bu gücü elde etmelerinin en önemli sebebi özellikle Balkanlarda yapılan fetihlerin sonucunda elde edilen ganimetler ve kazanılan toprakların pay edilmesi sırasında hisselerine düşenlerin oldukça fazla olmasıydı. Kazanılan topraklara yerleşecek olan ahaliyi bunlar tespit edip yerleştiriyorlardı. Böylelikle hem ordu içerisinde güçlü hale geldiler hem de Osmanlı toplumu içerisinde Padişahı bile huzursuz edecek kadar sempati topladılar.

Başta Çandarlı Halil Paşa olmak üzere bu devlet adamları artık o kadar güçlüydüler ki Padişah bile onlara dokunamamaktaydı. Her geçen gün güçlerini ve servetlerini artırmaya devam ettiler. Devleti padişah değil adeta onlar yönetiyorlardı. II. Murad bunlara güç yetiremeyip, haklarından gelemeyince tahtı bırakmayı dahi göze almak zorunda kaldı. Tahtına henüz 12 yaşındaki oğlu Mehmed’i oturtarak kendisi Manisa’ya çekildi. Çandarlı Halil ve diğer paşalar hallerinden gayet memnunlardı. Nasıl olmasınlar, artık koca devlet ellerine geçmişti. Padişah neticede çocuktu, Osmanlı’yı istedikleri gibi yönetecekler güçlerine güç, servetlerine servet katacaklardı.

Ancak Osmanlı tahtına bir çocuğun oturduğunu ve bu paşaların devlet içerisinde yarattığı huzursuzluğu duyan Hristiyan dünyası hemen haçlı seferi hazırlıklarına başladı.  Bu duyulunca Çandarlı ve şürekasının etekleri tutuştu tabii ki . Hemen çocuk yaştaki padişaha, babasına hitaben bir mektup yazdırdılar. Ben padişah isem sana emrediyorum gel, eğer sen padişahsan ülken tehlikede gel tahtına otur diye. II Murad ne yapsın mecburen devletin ve ordunun başına tekrar geçmek zorunda kaldı. Haçlı Ordusuna karşı zaferi de kazandı.

İşte daha 12 yaşında olmasına rağmen şehzade Mehmed kısa süreli bu padişahlık macerasında babasının sıkıntısını gayet iyi anlamıştı. Muhtemelen kendi kendine devleti bu adamların elinden nasıl kurtarırım diye düşünmüş planlarını ona göre yapmıştı. Nitekim tahta geçer geçmez İstanbul’un fetih hazırlıklarına başlamış ve çok geçmeden 29 Mayıs 1453’de İstanbul’u fethetmişti.

O artık Fatih ünvanını alan ve bir çağı kapatıp bir çağı açan muzaffer bir kumandan ve yaşadığı çağın en güçlü lideridir. İşte İstanbul’u fethin kendisine kazandırdığı bu güç ve karizma ile fethin hemen akabinde Çandarlıyı rüşvet aldığı iddiasıyla yargılatır. Çandarlı suçlu bulunur ve idam edilir. Bütün serveti de Osmanlı hazinesine devrolunur. Bu akibeti diğer bazı paşalar da yaşar. Çandarlı ve diğer Türk kökenli idarecilerin yarattığı bu travmadan dolayı Osmanlı devleti içerisinde artık devşirme devlet adamları daha rağbet görmeye başlayacaktır.

Günümüze gelecek olursak AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte Cemaat devlet içerisinde hızla güçlenmeye başladı. Özellikle İçişleri ve Adalet bakanlığı teşkilatında oldukça güçlenip bu bakanlıklar içerisinde söz sahibi oldular. Askeri vesayetin kaldırılması hedefi denilip yapılan Ergenekon ve balyoz davalarının en önemli destekleyicisi oldular. Hatta şike davasında bile adları geçti. Bugün Türkiye’de Cemaate kötü söz söylemeye, bunlar ne yapmaya çalışıyor, diye soru sormaya bile, kimse cesaret edememektedir. AKP hükümetinin içerisinde yer alıp bu kadar güçlenebilen başka bir dini, siyasi vs. grup da dikkat ederseniz yoktur.

İşte Cemaatin gücü karizması bu kadar tavan yaparken İktidarın gücü %50’lerdeyken ne oldu da sayın Başbakan cemaatin en önemli kalelerinden biri olan dershaneler konusunda kapatma kararı aldı? Cevabı gayet basittir. Yukarıda tarihten verdiğimiz örneğin benzeri aynen bugün yaşanmaktadır. Cemaat iktidar içerisinde kazandığı güç ile birlikte yavaş yavaş kendini iktidarın destekçisi veya ortağı olmak yerine bizatihi sahibi olarak görmeye başladı veya Başbakan onları böyle algıladı. Başbakanın odasından çıkan dinleme cihazını yerleştirmeyi ve dinlemeyi, Başbakana yakınlığıyla bilinen MİT müsteşarına yapılan operasyonu (hem de Başbakan hastanede ameliyat olurken) herhalde KGB veya CIA yapmadı. Ergenekoncu ve Balyozcu subaylar da içeride, dışarıda kimse kalmamış. Başbakan herhalde bizden şüphelenmeyecek. Adres belli. Peki bütün bunları yapmakla Cemaatin amacı nedir? Artık onu da siz düşünüp bulun.

Başbakan, gelinen noktada ya II Murad’ın durumuna düşecek, iktidarı bırakıp bir yerlere çekilecek ya da hiç kimse vazgeçilmez değil diyerek Fatih Sultan Mehmed’in yaptığını yapacak.

Sonuç olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’nin şu an itibariyle en güçlü siyasi figürüdür. Başarılı bir siyasetçi ve devlet adamıdır. Bu kadar başarılı bir siyasetçinin arkasında durur gibi görünüp onun gücünü, kazanımlarını içten içe elinden almaya çalışmak doğru değildir. Hele bunu Recep Tayyip Erdoğan gibi güçlü bir lidere yaparsan karşılığını görürsün. Göreceğin karşılık ise şimdilik dershanelerinin kapatılması olur.

Devamı gelir mi? diye sorarsanız bence gelir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.