ELAZIĞ’IN TARİH ŞANSSIZLIĞI

Her şeyden önce Elazığ şehri yerleşik olduğu coğrafya bakımından Türkiye de şanssız üç vilayetten biridir. Bu şanssızlık ise, şehrin coğrafi mevkisini değiştirmiş olmasıdır. Tıpkı Sakarya ve Van gibi. Tabi bu şanssızlık ister istemez şehrin özellikle mimari dokusuna hemen yansımaktadır. Elazığ ı gezen veya Elazığ da yaşayan kişilerin göreceği (ki fazla yoktur) en eski tarihi yapılar nihayetinde en fazla 80-90 yıllık yapılar olacaktır. Bunun yanında tarihi binalar diyebileceğimiz bu minvaldeki yapıların çoğu yıkılarak yerlerine yeni evler, işyerleri ve apartmanlar yapılmıştır. Mesela İzzetpaşa Camii 19. yüzyılın sonlarında yapılmıştır ama 1970 li yıllarda yıkılıp yeniden inşa edilmiştir. Eski şahn-ı şin li Elazığ evleri ise koruma altına alınan Kazım Efendi Sokağı hariç hemen hiç kalmamıştır. Bu yüzdendir ki Elazığ da yaşayanlar veya ilk defa ziyarete gelenler tarihi bir şehir de geziyor veya yaşıyor izlenimini alamazlar. (Erzurum u Kayseri yi veya Sivas ı veya benzeri şehirleri gezenler bunu daha iyi anlayacaklardır). İşte bu tarihi kültürel etkiyi görebilmek için yapılacak tek şey vardır. O da Harput a çıkmak. 

Harput a çıktığınızda ise büyük bir hayal kırıklığına uğrarsınız. Çünkü yıkılan binalar (Bütün Harput korunma altına alınmış olmasına rağmen) onarılmamış, çoğu birer perili ev görünümünde sizi karşılayacaklardır. Günden güne artan mezarlıklar da cabası. Çevreye baktığınızda tarih ve kültürle alakalı çok şeyler sezinlersiniz ama gördüğünüz vaziyet karşısında içiniz de cız eder. Zira Harput, binlerce yıllık bir şehrin içerisinde olduğunuzu size hemen hissettirir. Siz de bu görüntü karşısında Harput un hiç de bunu hak etmediğini düşünürsünüz. 

Burada aklımıza şu basit soru geliyor. Bırakın büyük kocaman şehirleri, ilçe düzeyindeki Beypazarı, Safranbolu kadar da mı olamıyor diye? İşte bu sorunun cevapsız kalması ve bu şehri yıllardan beri idare eden idarecilerin bu konudaki acizlikleri insanı dehşete düşürüyor. 

Peki bundan sonra ne yapılabilir? 

Aslına bakarsak kaybedilmiş zaman ve mevcut tahribata rağmen yine de bir şeyler yapılabilir. Nitekim yapılmış ve yapılıyor da. Mesela Sayın Şefik Gül ve kardeşlerinin destekleriyle Harput a kazandırılmış tarihi ev buna bir örnektir. Ama bunun devamını sağlamak için diğer hemşerilerimize de görevler düşüyor. Diğer bir örnek Harput iç Kalesinde yapılan arkeolojik çalışmadır. Prof. Dr. Veli Sevin, Prof. Dr. Necla Arslan Sevin ve Prof. Dr. M. Beşir Aşan hocalarımız ve Kültür Bakanlığı Elazığ Müze Müdürlüğü, Kültür Müdürlüğü ve Fırat Üniversitesi Fen-Edb. Fak. Tarih Bölümünün de katkılarıyla 3 yıldır bu çalışma devam etmektedir. Bu kazı ile Eski Kale Mahallesindeki yaklaşık 60 evin yanında bir büyük konak, cami ve çarşı gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Ayrıca şunu da belirtelim ki bu kazı Türkiye de Osmanlı Arkeolojisi üzerine yapılan ilk kazıdır. 

Evet gördüğünüz gibi güzel şeyler de oluyor ama yeterli midir diye bakacak olursanız kesinlikle yetmeyeceğini söyleyebiliriz. 

Bu bakımdan yukarıda bahsettiğimiz Harput un fiziki görüntüsü düzeltildikten sonra sırada diğer çalışmalar olmalıdır. O çalışmalar ise işte şehirleri şehir yapan hususlar olacaktır. Harput veya Elazığ ın tarihi, kültürel, edebi, sanatsal yönleri tam anlamıyla ortaya çıkarılmalıdır. Gelenek ve göreneklerinin sembolik olarak olsa dahi yaşatıldığı mekanlar hayata geçirilmelidir. 

Harput veya Elazığ ne derseniz deyin bir şehirdir hatta her yönüyle şehirdir. Bugün Türkiye de bütün vilayetleri gezin tarihiyle, müziğiyle folkloruyla, mimarisiyle, mutfağıyla, eğitim ve kültürüyle bu evsafta 20 bilemediniz 30 şehir görürsünüz. 

Eğer yukarıda zikrettiğimiz olumsuzluklar giderilmez ise gerçekten Elazığ ın bütün tarihi ve kültürel mirasını kaybedeceğiz. 

Sadece mahalli şiveyle konuşup, mahalli müzik dinlemekle bir şehrin mirasını yaşatıp koruyamazsınız. Nasıl ki insanımız bir yakının tayini veya başka bir problemini halletmek için politikacıları devreye sokuyorsa, bu şehir için de herkes bu minval üzere üzerine düşeni yapmalıdır. Yani herkesin gücü ne olursa olsun Elazığ ımız için mutlaka yapacak bir katkısı olmalıdır. 

Diğer taraftan kaş yapayım derken göz çıkarma misali yapılan hizmetler(!) de vardır. Bunlardan da söz etmek lazım. Mesela Harput Kültür Evi yapıyoruz deyip, heyula gibi beton bir binayı tam da Harput kalesinin karşısına diktiler. Yine Ağa Camisi restore edilecek denildi fakat neredeyse yeni modern bir cami yapıldı, tabelasında Ağa Camisi yazmasa tarihi bir cami olduğunu kimse fark etmeyecek. Elbette bu çalışmalar iyi niyetle yola çıkılarak yapıldı. Bundan hiç şüphemiz yok. Ancak istemeden de olsa Harput Kültürüne iyilik değil kötülük yapılmış oldu. Nitekim Ağa Camisini eski halinde görmeniz asla mümkün olmayacaktır. Aynı şekilde Kalenin karşısında yapılan devasa binayı söküp atmak da artık mümkün olmayacaktır. Amaca uygun bir binayı Harput Kültürüne kazandırmak istiyorsanız şehrin mimari dokusuna uygun bir şekilde inşa etmeniz gerekir. Buna en güzel örneği geçen ay Mardin e gittiğimizde gördük. Yapılan Rektörlük Binası Artuklu Mimarisi ne sadık kalınarak o kadar güzel inşa edilmişti ki diğer tarihi binalar arasında dikkat dahi çekmemekteydi. Yine biraz önce bahsini ettiğimiz Sayın Şefik Gül ün restore ettirdiği bina da bu yaklaşıma en güzel örneği teşkil etmektedir.

Bizler her şeye rağmen yine de kaybedilmiş fazla bir şey yok diyoruz. Bugün yukarıda zikrettiğimiz türden çalışmalara ilaveten yeni bir şeyler yapılmaya başlanırsa Harput Şehri ve tabi ki kültürü hak ettiği şekilde yaşatılabilecektir. Nitekim yakın bir zamanda hayata geçirilecek olan Bedesten Projesi de bu türden güzel bir proje olacaktır. Eğer bunlar yapılmaz veya kesintiye uğrarsa, Harput neredeyse bir mezarlık şehri olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.