Bilgin’in Ardından

Kardeş olmak için karındaş olmak gerekmez diye bir laf var, bizimki aynen öyleydi. 35 yıl önce 1977 yılında başlayan arkadaşlığımız eli kanlı katiller onu aramızdan alana kadar devam etti. Bu kadar süre içerisinde hiç birbirimizi kırmadık. Hele benim gibi alev misali parlayan, olur olmaz şeylere sinirlenen birini bile sabırla dinleyip “nasıl olsa birazdan durulur” diye düşünerek bunca yıl idare etti. Bir tek gün bile asık yüz göstermedi. Şimdi bakıyorum da aslında herkese öyleydi. Arkasından söylenenleri, yazılanları günlerdir okuyorum. Hakkında yapılan yorumların hepsi onun güler yüzü, melek kalbi üzerine yapılıyor. 

Acaba Bilgin’den hoşlanmayanlar da var mıdır? diye aklımdan geçmedi değil. Elbette olacak. Ancak emin olunuz ki sayısı az da olsa bu insanlar ya Bilgin’e ya da yakınındakilere kasten zarar vermiş kişilerdir. 

Hayatımda gördüğüm ve göreceğim en inatçı kişi. Hele haklı olduğundan eminse durdurabilene aşk olsun. Gözü hiçbir şey görmezdi. Karşıdaki güçlüymüş, kendine zarar verecekmiş hiç umursamazdı. Böyle zamanlarda kendinden beklenmeyecek kadar cesur ve gözü kara biri olur çıkardı. Gasp edilen bir hakkı varsa veya doğru bildiği bir konuda kendisine yanlış bir şey yaptırmak istiyorlarsa karşılarına gerekirse tek başına dikilirdi. Bunun sayısız örneğini kendisini tanıyan herkes bilmekteydi. 

Öte taraftan mesleğine aşık bir bilim adamıydı. 1996 yılında ihtisasını bitirdiği yıl ailesi ve benim de ısrarımla Fırat Üniversitesinde akademik hayatına başlamıştı. Çalıştığı klinik onun evi, mabedi gibiydi. Bütün hastalarını akrabası, yakını gibi telakki ederdi. Akşamları evinde misafirken kaç kez üzerini bile değiştirmeden apar topar arabasına atlayıp hastaneye gittiğine şahit olurduk. 

Mesleğini öyle seviyordu ki mesleki tecrübesini artırmak amacıyla 1999 yılında üç yıllığına gittiği ABD’de kendi cebinden (arabasını ve gayrimenkulünü satarak) binlerce dolar harcamaktan zerre kadar kaçınmadı. Orada edindiği tecrübeyi döndüğünde kliniğine, asistanlarına, hastalarına doğup büyüdüğü şehre memnuniyetle harcadı. Sarf ettiği emekler herkese memnuniyet veriyordu. Hele Bilgin isimli çocukların anne babaları, “doktorumuzun ismini çocuğumuza verdik” dediklerinde biz de ziyadesiyle seviniyor, onunla arkadaşı olarak gurur duyuyorduk. 

Kliniğinde açmayı düşündüğü tüp bebek ünitesini kurabilmek için Ankara’daki bürokratların günlerce peşinden koştu. Ankara’ya gidiş geliş biletlerini bile cebinden ödediğine bizzat şahittim. Aylarca verilen emeğin neticesinde çalıştığı hastaneye tüp bebek ünitesi açılmasına muvaffak olmuştu. 

35 yıllık yaşanmışlıkları burada bir sayfaya dökmek gerçekten zor. Neyi nasıl yazacağımı şaşırıyorum. Aklımdan çok şey geçiyor ama zorlanıyorum. Nasıl ikişer tane peynirli ekmek yediğimiz, Annemin her patile, içli köfte yapışında Bilgin’i de çağır veya Bilgin’e de götürüver demesi, Fener-Beşiktaş maçlarını beni kızdırmak için, benimle seyretmek istemesi aklımdan geçiyor. 

Onun kaybı sadece onu sevenlere acı vermekle kalmadı, bu şehir bu ülke ve bilim âlemine de çok şey kaybettirdi. En büyük üzüntüm son bir yılda çeşitli sebepler yüzünden ancak birkaç kez görüşebilmemizdir. Fakat hiçbir şey onu getirmeyecek. Acımız büyüktür. Ancak ölümü veren Rabbim sabrını da verecektir. Ailesinin ve sevenlerinin başı sağ olsun. 

Allah mekanını Cennet etsin canım kardeşim. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.