ATATÜRK, MİLLİYETÇİLİK VE MİLLİ HAKİMİYET

Bu hafta Milli Egemenlik haftası malumunuz. 23 Nisan 1920 tarihi aslında cumhuriyet rejimine geçişimizin ilk adımıdır. Bu tarih, 1919 Haziranında ilan edilen Amasya Tamiminde, bahsedilen milli irade kavramının hayat bulmasıdır. Milli irade kavramı deyip geçmeyin O günün şartlarında böyle bir anlayışı gündeme getirmek bile bir devrim niteliğindedir. Zira Osmanlı Devlet anlayışına göre Padişahın iradesi varken milli iradenin vatanı kurtaracağını söylemek aslında bir başkaldırıdır. Nitekim daha sonra yapılan bütün kongrelerde bu husus Mustafa Kemal Paşa tarafından hep dile getirilecektir. Yine bu yüzdendir ki Mustafa Kemal e İstanbul a geri dön çağrısı yapılacak, geri dönmeyincede Askerlik görevini bırakmak zorunda kalacaktır. Bu bakımdan bugünki yazımı bu konuyla ilgili yazmak istiyorum. Atatürk ün milliyetçilik ve milli hakimiyet ile ilgili görüşleri doğrultusunda.

Bilindiği üzere yeryüzünde fiziki kuvvetlerin yanında bunlar kadar kuvvetli bunlar kadar tesirli manevi kuvvetler de vardır. Milletlerin tarihinde en tesirli rolü oynamış olan manevi kuvvet ise milli his yani milliyetçilik olmuştur. Dündar Taşer in dediği gibi; Bir milletin ekseriyetinin ruhunda derin, kuvvetli milli his ve milli şuur kaynaklarının bulunması o milletin toprağında bitip tükenmez petrol kuyularının bulunmasından daha mühimdir.

Bunun içindir ki bir milleti yıkmak isteyen yabancı propagandalar insanlık ailesiDünya Vatandaşlığı gibi hümanist fikirlerle o milletin milli hislerini, milliyetçiliğini yok etmeye çalışırlar. Fakat hayati ihtiyaçtan doğan aile müessesesi nasıl ki yıkılamazsa, biyolojik ve sosyolojik şartlardan doğan milletler de yıkılamaz, yok edilemez.

Milliyetçilik ne kendisine zıt fikirlere karşı doğmuş bir tepki hareketidir, ne de bir takım tezlerin anti-tezi dir. Milliyetçilik bir dünya görüşü ve fikir sistemi olarak başlı başına bir tezdir. Başka tezler ve zıt fikirler olmasa da milliyetçilik vardır ve devam edecektir. Nitekim bugün yeryüzünde kalkınmış ve gelişmiş ne kadar millet varsa hepsi kendi bakımından milliyetçilik tezine dayanmıştır.

Yine milliyetçilik ona zıt veya düşman olan görüş, düşünüş ve anlayışlara göre tarif edilemez. Herhangi bir rejime veya ideolojiye olan düşmanlık üzerine kurulamaz ve menfi tezahürleriyle tarif edilemez

Tüm bunları gözönüne alarak milliyetçiliği şöyle tarif edebiliriz: "Milliyetçilik, milletini sahip bulunduğu bütün milli değerler ile birlikte ebediyete kadar yaşatma ve yüceltme arzusudur.

Nitekim Milli Mücadele öncesi de Türk Milletinin birlik ve beraberliği bozulmuş bir haldeydi. Yıllarca uygulanan politikalar neticesi Milliyetçilik duygusu da oldukça zayıflamıştı. Milli Mücadelede gerçekleşen başarının sırrı milletçe tekrar sağlanan birlik ve beraberlik duygusunun gelişmesi neticesi olmuştur. Atatürk milliyetçilik ve milli hakimiyet ilkelerini Türk inkılabının temeline oturtmakla hem milli birlik ve beraberliği tesis etmiş, hem de milli mücadeleden başarıyla çıkılmasının sağlamıştır.

Hiç şüphe edilmemelidir ki Atatürk Türk Milletinin karakterini , arzu ve isteklerini çok iyi bilmekteydi. Bu sebebledir ki milleti her düşünceden önce milliyetçilik anlayışında yetiştirmek ve birleştirmek için çaba sarfetmiştir.

Nitekim 20 Mart 1923 tarihinde Konyalı gençlere hitap ederken şöyle diyordu.

 Biz milliyet fikirlerini tatbikte çok gecikmiş ve ilgisizlik göstermiş bir milletiz. Bunun zararlarını fazla faaliyetle telafiye çalışmalıyız...Çünkü tarih, hadiseler ve müşahadeler, insanlar ve milletler arasında hep milliyetin hakim olduğunu göstermiştir....

Özellikle bizim milletimiz, milliyetini ihmal edişinin çok acı cezalarını çekmiştir. Osmanlı Devleti içerisindeki çok çeşitli toplumlar hem milli inançlara sarılarak milliyetçilik idealinin kuvvetiyle kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu, sopa ile içlerinden kovulunca anladık. Kuvvetimizin zayıfladığı anda bizi hor ve hakir gördüler.Anladık ki kabahatimiz kendimizi  unutmuş olduğumuzmuş. Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak, ilk önce biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti ; hissi, fikri ve fiili olarak bütün davranış ve hareketimizle gösterelim. Bilelim ki milli benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avıdır.

Görüldüğü üzere Atatürk geçmişte milliyet fikrine pek ehemmiyet verilmediğinden bahsediyor ve bundan dolayı Türk Milletinin güç durumlara düştüğünü anlatıyor. Milli Mücadele başlangıcında bu durumu iyi bilen Atatürk 22 Mayıs 1919 da "Millet milli hakimiyetin esasını ve Türk milliyetçiliğini kabul etmiştir.Bunu gerçekleştirmeye çalışacaktır" der.

Yani Milli Mücadele iki temel esas üzerine kurulacaktı. Türk milliyetçiliği ve Milletin hakimiyeti. Gerçekten de Milli Mücadele dönemi ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yılları milliyetçilik inancının somut bir vatan anlayı ile bütünleştiği dönemdir.Millet kavramı ile sınırları belli bir vatan kavramı arasında ilişki kurulması önemli ve mecburi bir yenilikti.

Milli Hakimiyet hususunda da Atatürk : Sivas a gelir gelmez burada kurduğu gazeteye "İrade-i Milliye" ; Ankara ya geldiğinde çıkardığı gazeteye de "Hakimiyet-i Milliye" adını vererek milli hakimiyet esasına ne kadar önem verdiğini göstermiştir. Atatürk Milli hakimiyet anlayışının da demokratik bir rejimi içerdiğini her fırsatta belirtmiştir. Böylece çağdaşı olan Hitler, Mussolini ve Stalin gibi liderlerle olan farklılığını ortaya koymuştur.Atatürk ne Stalin gibi sınıf diktası görüşünü savunmuş, ne de Hitler ve Mussolini gibi totaliter bir devlet anlayışını benimsemiştir.

Atatürk ün savunduğu milliyetçi fakat demokrasiye bağlı düşünce sisteminin o sırada Avrupa ülkelerinde hakim olan totaliter ve diktacı milliyetçilik akımlarından çok farklı olduğunu yabancı gazeteciler ve araştırmacılar da görmüş ve yazılarında belirtmişlerdir. Hatta Hitler ve Mussolini nin hayal bile etmek istemedikleri çok partili sistemi Atatürk ün uygulamaya çalışmasını da taktirle karşılamışlardır.

            Bugün ülkemizde milletin iradesi vücut buluyorsa, insanlar seslerini her ortamda rahatça duyurabiliyorlarsa, Mustafa Kemal in Milli İrade konusunda gösterdiği çabalara şükran duyması gerekmektedir. Bunlar gerçekleşmeseydi, Padişah Efendimiz (!) bizim hakkımızda düşünüyor ve bizim adımıza karar veriyor olacaktı. Bizler de Padişahım çok yaşa diye temenna ediyor olacaktık. Bugün böyle bir şeyi herhalde hiç kimse de istemez.

            Elimizde olanın kadrini kıymetini bilelim. Üzerine bir şey koymaktan vazgeçtik, aldığımız miras olarak, mevcudu muhafaza edelim bu bile yeter diye düşünüyorum. Sağlıcakla kalın.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.