ALLAH’A ŞÜKRETMEK

 İnsanoğlu ne garip değil mi?.  Bir şeyi çok istediğinde önce hayırlısıysa olsun der. Sonra benim olsa iyi olur der. Daha sonra mutlaka benim olmalı der.  Nihayetinde elde etmek istediğine kavuşunca da kerameti kendinde görür. Ben ne kadar akıllıymışım, ne kadar bilgiliymişim ki istediğimi elde ettim demeye başlar. Sanki istediğini elde edinceye kadar harcadığı nefes, ettiği dualar, yalvarma ve yakarmalar, kırıp dökmeler ona ait değilmiş gibi.

           Bu husus acaba insanoğlunun fıtratında mı var, yoksa çoğu insan toplumsal problemlerden ötürü nankör ve çıkarcı mı yetişiyor. Ama ortada bir hadise var ki o da insanoğlunun günümüzde çok açgözlü ve Allaha şükretmeyi bilmeyen bir hale geldiği.

            Peki Allaha şükretmek çok mu zor gerçekten. Elindekinin kadrini  kıymetini bilmeden yaşayıp gitmek. Bu ne kadar fena bir durumdur değil mi?. Zira Allah’a şükretmeden yaşamak, aslında hayatın tadını da alamamak değil midir? Bu dünya hayatı şükretmeyi bilmeyen bir insana azabdan başka ne verir. Düşünsenize hep tatminsizlik yaşayan bir insanın halini.

Elbette insanda hırs olmalı. Zira başarılı olmanın önemli faktörlerinden biri de hırstır. Ancak bu hırsımız. Hiç bir zaman mantığımızın önüne geçmemeli. Nefsimizin arzuladığı bir şeyi elde edebilmek için olmayacak işlere girişmek doğru mudur? Yani insanları kırmaya, incitmeye, onların arasına fitne sokmaya, değer mi?

Bütün bunlar sadece amaca ulaşmak için yapılacak. Yani ben istediğimi elde edip mutlu olayım gerisi beni ilgilendirmez düşüncesi. Sen istediğini elde ettin ama ya kırıp döktüklerin, onları ne yapacaksın hiç düşünülmez.

Nitekim istediğini elde etmenin verdiği tatminle, nefsî açlık daha da büyür. “Ben neymişim” deyip, diğer insanlar küçümsenmeye, kendini de büyük görmeye başlarsın. Ama bir gün gelir ki her şey kabak gibi ortaya çıkar. Bakarsın ki kral gerçekten çıplakmış. Kırdıklarını toplayıp birleştirmeye çalışırsın ama nafile bir çabadır bu.

Bütün bu yanlışlara düşmemenin tek yolu vardır ki o da insanın kendini tanımasıdır. Yani insan olduğunu bilmesi ve niye yaratıldığının idrakinde olmasıdır. Yüce Yaratanın bize ihtiyacı olmadığı muhakkaktır. Buna rağmen bizlere bahşettiği nimetleri iyi bir düşünün; bütün bu nimetleri bize niye sunduğunu. Bu nimetlere karşılık bizim onun için neler yaptığımızı. Bu bakımdan onun bizden neler istediğini iyi idrak etmemiz gerekiyor. Dünya hayatının insanoğlu için bir imtihan olduğunu söyleyen bir çok ayet bize ne anlatmak istiyor, bunu idrak etmemiz lazım.

Bu hususu Kuran- Kerimden bir ayet ile daha açık ifade etmek gerekirse: Zümer Sûresinin 49. Ayeti en güzel örnektir. Allah-ı Teala şöyle bildiriyor: İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize dua eder. Sonra, ona bizden bir nimet verdiğimiz vakit; “Bu (benim) bilgim sayesinde verildi” der. Hayır, o bir imtihandır, fakat çokları bilmiyorlar. ( Aynı hususta Yunus Sûresi, 12, 22 ve23. Ayetlerine de bakılabilir.)

Gördüğünüz gibi bizi yaratan bizi bizden iyi biliyor. Bu gayet normal elbette. Ancak bu imtihanı sürekli hissetmek durumunda olduğumuz da muhakkaktır. Yani bunun bilincinde olmazsanız, bırakın bir insana nankörlük etmeyi Allah’a bile nankörlük derecesine varabiliyorsunuz demektir. Unutmayalım ki sahip olduğumuz ünvanlar, makamlar, evlatlar, bütün dünyevi mallar, hepsi Allah’ın bize bahşettiği nimetlerdir. Kuran-ı Kerim’i okuduğunuzda bu hususu çok net anlarsınız. O “ol” demedikçe hiçbir şey olmaz. Yeter ki sahip olduğumuz nimetlere karşı şükredip bu nimetleri paylaşmayı bilelim. Yeter ki bütün bunların onun “ol” demesiyle olduğunu bilelim. Zira biz deki yeteneklerin dışında esas önemli olanın Allah’ın nasip etmesi, lütfetmesi olduğunun bilincinde olalım. Yoksa sahip olduğumuz imkânları ve nimetleri belki bizden daha iyi değerlendirecek, ama henüz elde edememiş kişilerin olduğunu da hiç unutmayalım.

Osmanlı tarihinden bir örnekle yazımı sonlandırmak istiyorum.

Padişah olacak şehzadelere cülûs töreni yapılır bilirsiniz. Yani Osmanlı Tahtına oturma töreni. İşte bu tören sırasında yeni padişahın oturacağı tahtın hemen yanına da bir tabut konulurdu. Bundan şu kastedilirdi. “Padişah oldun ama icraatlarını dikkatli yap, gücün büyüsüne kapılıp haksızlıklar yapma ve ölümlü olduğunu sakın unutma”.

Ne demişler: Mağrurlanma padişahım senden büyük Allah var

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.