Ali Şir Nevai’yi de Ayaklar Altına aldık iyi mi?

Bütün milliyetçilikleri ayaklar altına aldık! Ama ayakaltında kimlerin kalabileceğini herhalde hiç düşünmedik. Ayaklar altında kalanlardan biri de bahsedeceğimiz Ali Şir Nevai. Tabiiki sadece Nevai değil. Kimler yok ki listede. Kaşgarlı Mahmud, Yusuf Has Hacib, Bilge Kağan, Ebu’l Gazi Bahadır, Ziya Gökalp, Erol Güngör say sayabildiğin kadar. “Çevir kazı yanmasın” numaralarına gerek yok. Tarih boyunca Kafatasçıdır denilebilecek ölçüde bir Türk milliyetçiliği olmamıştır. Biz zengin bir kültür mirasının varisi durumunda bir milletiz. Geçmişimizle tabii ki iftihar edeceğiz. Bu bizim en doğal hakkımızdır. Milliyetçiliğin gereği de budur. Aslını inkar edene ne diyoruz herkes bilir her halde. Biz bu zengin kültür mirasımızı ve abidevi şahsiyetleri başımızın üstünden alır ayaklarımız altına serersek esas o zaman rotayı kaybeder mahvoluruz.

***

 

Ali Şir Nevâî, Çağatay edebiyatının ve Türk Dünyasının önemli bir ismidir. Soyca bir Uygur ailesinden gelen Nevâî, 17 Ramazan 844 (9 Subat 1441) tarihinde Herat’ta doğdu.Babası Gıyasettin Kiçkine Bahadır, Timur’un torunlarının hizmetinde bulunmuş, sonra Ebu’l-Kasım, Bâbûr Sah’ın sarayında da önemli bir mevki sahibi olmuştu. Nevâî ile sonraları döneminin sultanı olacak olan Hüseyin Baykara birlikte büyümüş ve okumuşlardır.

 

“Farsçanın resmi dil olarak hüküm sürdüğü Fars edebiyatının revaçta olduğu, Türk münevverlerin Farsça öğrenip bu dille yazmayı meziyet saydıkları bir devirde Nevâî Türkçe’nin Farsça’dan aşağı kalacak bir dil olmadığını müdafaa etmiştir. Bu konuda kendisi şöyle demektedir: “Türk’ün bilgisiz ve zavallı gençleri, güzel sanarak Farsça şiir söylemeye özeniyorlar. Gerçekten bir insan iyi ve derin düşünse Türkçede bunca zenginlik dururken, bu dilde şiir söylemenin, hüner gösterenin daha yerinde ve kolay olacağını anlar.” Türkçeyle de yüksek bir edebiyat vücuda getirmesinin mümkün olacağını bizzat eserleriyle ispat etmesi ve yenilerin Türkçe yazmaları hususunda teşvikte bulunması göz önüne alınırsa bu hizmetin derecesi ve önemi daha iyi anlaşılır.

 

En önemli eseri sayılabilecek Muhakemetü’l-Lugateyn Türk dilinin haklı bir savunmasıdır. Şair bu eserinde Türkçe ile Farsçayı karşılaştırıyor. Türk dilinin daha zengin daha üstün olduğunu kaydediyor. “Sab’a-yı Seyyare isimli kendi eserine hitaben “yola kendi vatanlarında başlanmasını ve halka inilmesini ısrarla istemektedir. Halka inmenin ise ancak milli dil, öz ana Türkçe ile kabil olacağını söylemektedir. Ali Şir’in de asıl aradığı bu idi.Mizânü’l-Evzân adlı risalesiyle de Türk nazım ve musiki şekillerini tanıtacaktır

 

Şiirlerini Türkçe ve Farsça yazan Ali Şîr Nevâî, Arapçayı da çok iyi öğrenmişti. Meşhur ilim adamlarından Molla Cami, onun şiir arkadaşlarındandır. Kaşgarlı Mahmut’tan sonra Türk diline en büyük hizmet eden kişi olarak tanınan Ali Şîr Nevâî, Muhâkemetü’l-Lügateyn adlı kitabını Türkçe’yi bırakarak eserlerini Farsça verenlere ithafen yazmıştır. Ali Şîr Nevâî, Türkçe yazdığı şiirlerinde Nevâî, Farsça yazdığı şiirlerinde ise Fanî mahlaslarını kullanmıştır.

 

Ali Şîr Nevâî’nin eserleri hem yazıldıkları devirde, hem de daha sonra bütün Türk dünyasında zevkle okunmuş, pek çok ünlü Türk şairi onu örnek almış, ona övgü yazmıştır. XV. yüzyılda yaşamış büyük Osmanlı Şairi Ahmet Paşa, XVI. Yüzyılda yaşamış ve Azeri lehçesiyle yazmış ünlü Fuzûlî, Ali Şîr Nevâî’den etkilenmişlerdir. Bir çok Osmanlı aydını, bu arada Yavuz Sultan Selim, Nevaî’nin hayranı idiler. XVIII. yüzyılda büyük divan şairimiz Nedim bile Ali Şîr Nevâî dilinde (Çağatay lehçesinde) şiirler yazmıştır.

 

Günümüzde yayınlanan bütün edebiyat tarihlerinde de Ali Şîr Nevâî, ilmi, irfanı, sanatı, Türkçülüğü ve olumlu tesirleriyle övülür. Gerçek bir Türk milliyetçisi olan Nevâî, Türklüğüyle gurur duyar, Türklerin yaratılış, anlayış ve kavrayış bakımından kimseye benzemediklerini belirtir:

 

Bir şiirinde şöyle diyor:

 

Sanga ança hak lütfı vâkı durur

 

Ki ta Türk elfâzı şâyi durur

 

Bu til bile tâ nazm erür halk işi

 

Yakîn kılmamış halk sendin kişi

 

"Allah sana o kadar lütf etmiştir ki Türk kelimeleri, Türk dili cihana yayılmıştır; bu dil ile halk şiirler meydana getirmiştir. Kesinlikle (Allah) senin gibi bir kişi yaratmamıştır."

 

Muhakemetü’l Lugateyn” adlı eserinde de Türklüğün büyük şairi, büyük düşünürü şöyle diyor.

 

“Anadilim üzerinde düşünmeye koyuldum; Türkçenin derinliklerine dalınca gözlerime on sekiz bin alemden daha yüksek bir alem göründü. Bu alemin süsler, ziynetler içerisinde enginleşen göğü, dokuz gök ’ten daha yüksekti. Orada nice faziletler, nice yücelikler hazinesine rastladım. Bu hazinenin incilerini, yıldızların mücevherlerinden daha parlaktı.

 

Bu alemin gül bahçesine girdim. Gülleri feleğin güneşinden daha parlaktı. Her yanında göz görmedik, el değmedik daha neler ve neler vardı.

 

Ama bu mahzenin yılanı kan dökücü ve güllerinin dikeni sayısızdı. Bunları görünce düşündüm ve dedim ki: Demek ki bizim Türk şairleri bu korkulu ve dikenli yollardan çekindikleri için Türkçeyi bırakıp gitmişler…

 

Bu yol yüksek himmet istiyordu. Ben bu yoldan vazgeçmedim. Onun seyrine doyamadım. Bu yoldan yürümekten korkmadım ve yılmadım!

 

Türkçenin fezasında tabiatımın atını koşturdum; hayalin kuşunu kanatlandırdım. Vicdanım bu hazineden sonsuz kıymetli taşlar, inciler aldı. Gönlüm bu gül bahçesinin türlü çiçeklerinden, uçsuz bucaksız türlü kokular kokladı.

 

Zannedilmesin ki benim Türkçeyi övüşüm Türk olduğumdan ve tabiatımın Türkçe sözlere alışmasından ve Farisi bilmeyişimdendir. Aslında Farsiyi öğrenmekte hiç kimse benim kadar çaba göstermemiş ve bu dilin doğrusunu yanlışını benim kadar iyi öğrenmemiştir.”
 
Neyin ayaklar altına alındığını iyice bir düşünmeniz dileklerimle.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.